Close
MESEM ÖĞRETMENLERİ, MESEM’İ ANLATTI: YAPTIRIM GÜCÜMÜZ YOK AMA YÜKÜ TAŞIYORUZ

MESEM ÖĞRETMENLERİ, MESEM’İ ANLATTI: YAPTIRIM GÜCÜMÜZ YOK AMA YÜKÜ TAŞIYORUZ

MESEM öğretmenleri, hem gözlemci hem arabulucu hem de koruyucu olarak ağır bir yük taşıyor. Öğrencilerin eğitim yerine üretimin parçası hâline geldiği bir sistemde hem eğitimci hem koordinatörler. Denetimde yaptırım güçleri sınırlı ama sorumluluk onlarda. Öğrenciyi iş yerinde güvenceye almak için sistemin boşluklarıyla mücadele etseler de çoğu zaman yalnızlar; çocukların mesleki gelişimi ve güvenliği için görünmez bir savaş veriyorlar.

FİLİZ GAZİ                                                             

Bir eğitim modeli olarak sunuldu; istihdamla okulu buluşturduğu söylendi. Oysa sahada konuşulanlar, tabloda yazanlardan farklı. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) yalnızca bir eğitim başlığı değil; çocuk emeği, kamusal sorumluluk ve denetim mekanizmaları üzerine yeniden düşünmeyi zorunlu kılan; sistemin içinde öğretmen, öğrenci ve işverenin olduğu bir düzenek. Bu dosya da, o sistemin içindeki öğretmenlerin sözlerinden hareketle hazırlanmıştır.

Mesleki Eğitim Merkezlerinde, iş sağlığı ve güvenliği denetimleri önceki yıllarda 6331 ve 3308 sayılı kanunlar kapsamında ağırlıklı olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı denetim elemanları ile Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerince yürütülürken, 02 Şubat 2024 tarihli 2024/36 sayılı genelgeyle birlikte İSG (İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları) süreçlerine ilişkin bazı sorumluluk ve takip görevleri öğretmenlere de devredildi.

Buna göre, öğrenciden sorumlu koordinatör öğretmen, İSG uzmanı gibi işletmelerin eksikliklerini belirliyor ve denetime giderek öğrencilerin çalıştığı koşulları inceliyor.

Fot: Filiz Gazi

Daha önce hazırladığım MESEM dosyalarında öğretmenlerin yaşadıklarına ve gözlemlerine sınırlı yer verebilmiştim. Gaziosmanpaşa Yüksel Kaya Mesleki Eğitim Merkezi’nden konuştuğum bir öğretmen şunları söylemişti:

“Devletin daha aktif olması gerekir. İşvereni uyardığımızda ‘çocuğu işten çıkarırım’ tehdidiyle karşılaşıyoruz. Bu da bizi zor durumda bırakıyor. Sonrasında öğrencinin iş bulamamasından endişe duyuyoruz. Bu şekil arada kalıyoruz. Mesela işveren, öğrenciyi uygunsuz saatte çağırabiliyor. Öğrencilerimizi çalışma saatleri konusunda sürekli uyarıyoruz.”

Yine hazırladığım başka bir yazı dizisinde, İstanbul Gaziosmanpaşa’daki SANKO Oto Sanayi’de konuştuğum bir iş veren ise denetimlere ilişkin soruma şu yanıtı vermişti: “Hocalar ayda bir iki defa gelir. İmzasını, kaşesini verip gönderiyorum.”

Fot: Filiz Gazi

Aynı bölgede geçirdiğim ikinci günde konuştuğum 15 yaşındaki MESEM öğrencisi denetimi şöyle anlatmıştı: “Abla geliyorlar ama iş yerinde miyiz diye bakıyorlar. İş güvenliği falan bakmıyorlar.”

“Peki denetime gelen öğretmenle konuşabiliyor musunuz?” soruma ise şu yanıtı vermişti: “Yok abla, ustabaşının yanında derdini nasıl anlatacaksın?”

Fot: Filiz Gazi

31 Ocak’ta Eğitim- Sen’in (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) Ankara’da düzenlediği MESEM çalıştayında konuşmacıydım. Panel bitiminde bir öğretmenle kısa bir sohbetimiz oldu. “MESEM garabetinde öğretmenlere de bir kusur, sorumsuzluk atfediliyormuş gibi. Oysa biz de sistemin mağduruyuz,” dedi.

31 Ocak’ta Ankara’da düzenlenen MESEM Çalıştayı.

Çalıştayda dinlediklerim ve sonrasındaki kısa sohbetler, MESEM’i öğretmenlerin perspektifinden anlatmayı -istemeden de olsa- ihmal ettiğimi düşündürdü. Bu nedenle İstanbul, İzmir ve Adana’dan üç öğretmenle görüştüm; MESEM’i öğretmen, öğrenci, işveren ve eğitim sistemi yapısı içindeki işleyişini, pratikte karşılaştıkları sorunları sordum.

Bir diğer hassas başlığım ise MESEM’de okuyan öğrencilerin ‘başarısız’ oldukları yönündeki tespitlerdi. Bugüne kadar MESEM üzerine yaptığım çalışmalarda duyduğum aktarımlardan biri de akademik başarı düzeyi düşük öğrencilerin bu liselerde daha yoğun olduğuydu. Benim için bu durum, eğitimin sonuçlarından biri ve elbette bütün çocuklar aynı zeka ve becerilere sahip değiller. Ama yine de uygun sözcüklerle konu üzerine düşünmek gerekliydi. Binlerce çocuğu tek bir ‘ön tanım’ altında toplamanın doğru olmayacağını düşünerek, ‘Her çocuğun yeteneği bulunabilir’ eğitim şiarıyla ve kimi hassasiyetleri gözeterek bu konuyu da öğretmenlere sordum.

Fot: Filiz Gazi

Öğretmenlerin görüşlerini rahat paylaşabilmesi için isimlerini haberde kullanmadım.

ADANA’DA GÖREV YAPAN MESEM ÖĞRETMENİ: ‘OKULA DİNLENMEK İÇİN GELİYORLAR’

Adana’da görev yapan öğretmen sözlerine şöyle başladı:

“Önce okuldan başlayalım. Öğrenciler okula dinlenmek için geliyor. Resmiyette dört gün, uygulamada beş ya da altı gün bu çocuklar işletmeye gidiyor ve sekiz saatten çok daha fazla çalışıyorlar. Orada yoruluyorlar çünkü ağır işte çalışıyorlar. Saatlerce ayakta kalmak bile ciddi bir yorgunluk sebebi. Okula geldiklerinde dersle çok ilgileri olmuyor. Devamsızlık çok yüksek. Ama bunun yanında, o bir günü çocukluk, gençlik kredilerini kullanarak geçirmek istiyorlar.”

Fot: Filiz Gazi

Öğretmen, teorik eğitimin fiilen sekteye uğradığını söylüyor:

“Öğretmenin ders anlatma olanağı çok zayıf. Sınıfta diyelim birilerini yakaladınız, okula geldiler ve derse girdiler, hazırlıklı gelmiyorlar. Defter, kitap, kalem gibi hazırlıkları yok. Anlattığınız şeylerden de bihaberler. ‘Benim asıl misyonum iş yerinde, orada herhangi bir problem olmasın, öğretmenler bu işin yumuşak karnı.’ Böyle bir bakışla geliyorlar. Biz öğretmenler olarak derste, yeterince teorik eğitimi veremiyoruz.”

‘İŞVERENE KARŞI BİR YAPTIRIM GÜCÜMÜZ YOK’

Denetim boyutuna ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Büyük firmalarda öğrenciyi görmek zor.  Güvenlik prosedürleri var. ‘O tarafa geçmeniz güvenlik açısından uygun değil, hem zaten şu an çalışıyorlar’ deniyor. Öğrencilerden sorumlu yönetici bize, ‘şu gelmedi, şu raporlu’ gibi bilgiler veriyor. Birkaç şey imzalıyor ve çıkıyoruz.

Öğrenciyi sekiz saatin üzerinde çalıştırılmaları halinde bir yaptırım gücümüz yok. İşveren diyor ki, ‘Hocam yani bizde böyle, gelmezse başka bir iş yeri bulsun.’ Başka bir iş yeri bulmak da çok kolay değil. Öğrenciler, veliler mümkün olduğunca orada kalmasını sağlamaya çalışıyorlar, bizim üzerimizden sorunu çözmeye çalışıyorlar ama bizim yaptırım gücümüz yok. ‘Bu öğrenci şu işleri yapabilir ve şu saatte çıkmak zorunda.’ Bu uygulanabilir bir şey değil!”

Fot: Filiz Gazi

‘ÇOCUKLARA ‘ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK’ DAYATILDI’

Öğretmen, öğrencilerin önemli bir bölümünün dezavantajlı koşullardan geldiğini vurgulayarak “Bunlar başarısız öğrenci” yaftasının doğru olmadığına vurgu yapıyor:

“En kötüsünden başlayalım, hakikaten doktor raporlu, gözle görülebilir, mental geriliği olan öğrenci de var. Mesela biri, babasının yanında çalışıyor. ‘Çocuğumu meslek sahibi yapmak istiyorum, okul da yakın diye kaydettim’ diyor.

Fakat genel anlamda bu çocuklara ‘öğrenilmiş çaresizlik’ yüklenilmiş. Siz başarısızsınız, yapamazsınız gibi… Pandemi ve depremden sonra öğrenciler eğitim almadan geldiler. Bu çocuklara şu enjekte edildi: Sizin kapasiteniz, algılama gücünüz, öğrenme gücünüz düşük, bu yüzden buraya geldiniz. Bu çocuklar zaten iş yerinde de hep horlandıkları, hakaretlerle karşılaştıkları için artık kendilerini öyle kabul ediyorlar. Meslek lisesi öğrencileri için de daha önceki yıllarda ‘Kalburun altında kalanlar, tutunamayanlar bize geliyor’ denilirdi. Ama bu doğru değil. Burada ciddi bir haksızlık var.

Kendi üzerimden genelleme yapamam. Fakat böyle olmadığı kanaatine nasıl vardığımı söyleyeyim: Derste teorik çizime dayalı bir şey anlatıyorum. Ana argümanları verip, sonra geçip, öğrencilerin arasına otururum. Müzakere şeklinde ilerleriz, böyle olursa şöyle olmalı diye… O kadar orijinal fikirler çıkar ki… Şu anda bu dersi daha önce alan öğrencilerle kıyasladığımızda öğrenme seviyeleri, bilgileri çok daha yüksek. Ben yıllarca sendika yöneticisi olarak, öğretmen haklarını savunan biri olarak maalesef şunun tespitini yapmak zorundayım: Öğretmen arkadaşlar işin kolayına kaçıyor. Bunlar zaten bir şey olmaz, anne babası buraya yollamış, bir diploma alsınlar diye düşünülüyor. Yani ben bu işi daha iyi yapabilirim kaygısından uzak, suçu öğrencilerin üzerine atıyoruz, bu doğru değil.

Bunun yanında yabancı, yoğunlukla Suriyeli olan çocukların Türkçe problemi var. Dil bilmedikleri için zekâ geriliği varmış gibi muamele görüyorlar. Bizim çocuklarımız Avrupa’ya gittiğinde, yoğunlukla Almanya’da meslek okullarına yönlendiriliyorlar ve bu orada ayet gibi, yani bu çocuk akademik kariyer yapamaz deniyor. Bizde de bu ezberle, Suriyeli öğrenciler karşı karşıya.”

‘VELİ 8 BİN 400 YA DA 14 BİN LİRA İÇİN BEKLENTİ İÇİNDE; BÖYLE SOSYAL YAPIDA AİLELERİN ÇOCUKLARI GELİYOR’

Konuştuğum öğretmene tam olarak şu sözlerle soruyorum (Ses kaydımdakiyle bire bir):

Bir yandan el becerisi gerektiren meslekler ve diğer branşlar var; hayat yalnızca doktorluk ya da mühendislikten ibaret değil. İnsanlar, farklı alanlarda çalışan, ilgisine göre o alanda emek vermek isteyen bireyler olarak varlıklarını sürdürür. Zanaat öğrenmek kötü bir şey değil; tam tersine, çağın seri üretim ve kopya kültürü içinde nadide bir özellik. Mesela bir marangozun elinden çıkan tekil bir ürün paha biçilemez. Ancak MESEM’de öğrenciler ağırlıklı olarak sanayiye yönlendirildi. Peki, bu sistemin adı MESEM olmasaydı, nasıl olmalıydı ve nasıl işlemesi gerekirdi?

Yanıtı şöyle oluyor:

14 yaşında bir çocuğun meslek seçecek yeterliliğe gelmesi bizim eğitim sistemimizde mümkün değil. Biyolojik olarak ne kadar mümkündür, o da tıbbın konusu olsun. Biz şunu öneriyoruz: Anaokulundan itibaren ilgi ve yeteneğine göre, akademik kariyeri bir numaraya koymadan, sınıf öğretmeni, veli, rehber öğretmen, okulda sosyal aktivite yaparak, el becerisi, spor, sanat ve hatta bunun yanında çocuklara boş zaman sağlayarak onların yeteneklerini açığa çıkarıp, buradan mesleğe yönlendirirsek daha başarılı oluruz.

Alt gelir grubundan ailenin çocuklarının -dini bir tabir olacak ama- kaderi bu: Bu çocuk dershaneye gidemez, bire bir ders alamaz, özel okula gidemez, üniversite kazanırsa ya cemaatlerin yurdunda kalacaktır ya da barınma sorunu yaşayacaktır. ‘Biz devlet yurtlarına yerleştiremiyoruz, öğrenci okutacak paramız yok, en azından aileye bir bütçe olsun’ diye düşünülüyor. 8 bin 400 ya da 14 bin lira için veli, bir beklenti içinde. Böyle sosyal yapıda ailelerin çocukları geliyor. Bu çocuklar koşullardan dolayı kötünün birini tercih etmek zorunda kalıyor. Kötü nedir? Sokakta kalsın, suç örgütlerine mi karışsın? Tik-Tok üzerinden örgütlenen mafyavari gruplara mı dahil olsun?  Mesleğe başlasın, okulda eğitimini alsın, sertifikası, diploması olsun, üniversite sınavına da girebilir gibi, teoride mümkün, pratikte mümkün olmayan yol çiziliyor.”

***

İSTANBUL’DA MESEM ÖĞRETMENİ: ÖĞRENCİ SAYISI ARTTIKÇA KOORDİNATÖRLÜK YÜKÜ DE ARTTI

İstanbul’un merkezi ilçelerinden bir MESEM öğretmeni ise tabloyu anlatmaya şu sözlerle başladı:

“Öğretmenler, MESEM sisteminin mağdurları. Bu mağduriyetin en önemli ayağı da koordinatörlük yükü. Çünkü MESEM sistemine dahil olan öğrenci sayısı arttıkça öğretmenlerin koordinatörlük yükü artıyor.”

MESEM öğrenci sayısının son yıllarda yaklaşık on kat arttığını belirten öğretmen, bunun işletme sayısına da yansıdığını söylüyor:

“Koordinatörlük öğretmenin haftada maksimum 24 saat gittiği bir şey. Bir iş yerine gitme ve geçirilmesi gereken süre hesaplanır. Buna göre öğretmene iş yeri yükü belirlenir. Şu kadar saatte şu kadar iş yeri gibi… Bu 24 saattin karşılığında da öğretmen ek ders ücreti alır. Son birkaç yıldır ek derse ciddi bir zam gelmemesinden dolayı bu ücretler de eridi.”

‘BİNALAR KÜÇÜK, OKULLAR BAHÇESİZ, BAZILARINDA KANTİN DAHİ YOK’

Burada şu bilgiyi eklemeliyim: 2025 E-MESEM (MEB e-Devlet) kayıtlı görünen kişi sayısı 559.382. Kayıtlar Aralık 2021’de yapılan düzenlemeler sonrası hızla yükselmiş ve Mayıs 2022 itibariyle yaklaşık 500 bine ulaşmıştı.

Konuştuğum öğretmen bu veriden yola çıkarak MESEM öğrencileri 50 bin öğrenciden yaklaşık 550 bine çıktı. Bu da öğretmenin koordinatörlük yükü de 10 kat arttı demek,” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“İki tip MESEM var. Biri eski çıraklık okulundan gelen müstakil MESEM’ler. Her ilçede Halk Eğitim Merkezi olduğu gibi, bir tane de çıraklık merkezi vardı. 2021 yılından sonra MESEM programları bütün Meslek Liselerin bünyelerinde açıldı. Mesleki Teknik Anadolu liselerine MESEM programı açıldı.

Eskiden bu müstakil MESEM’ler makul ölçülerde, makul derslik sayılarında olan binalardı. Öğrenci sayısının artışıyla beraber bu binalar değişmedi. Dolayısıyla fiziksel bir altyapı sorunu da var. Derslik sayısı, okulların bahçesiz olması, bazı okulların kantinin dahi olmaması… Artık sınıf yönetimi ve ders işleme açısından da sorunlar yaşıyoruz. 9. ve 10. Sınıf öğrencilerimizin sınıf mevcutları 50’lerde seyrediyor.

Cumhurbaşkanı, 2022’de Mesleki Eğitim’de 1 milyon öğrenci hedefliyoruz dedi. Müdürlere, MESEM programlarına öğrenci kaydı hedefi verildi. Hatta 100- 200 öğrenci kaydedeceksiniz diye rakam bile verildi. Öğrencileri MESEM’e yönlendirin denildi.  

İstanbul koşullarında bir öğretmenin sorumluluğuna verilen 40’ın üzerine çıkan işletme sayılarıyla karşılaşabiliyoruz. Bu sayının artması koordinatörlük işini niteliksizleştiriyor. Yani siz 40 işletmeyi daha derli toplu değerlendirirsiniz, 20 işletmeyi mi?”

‘İŞVEREN KENDİSİNİ MEŞGUL ETTİĞİMİZİ DÜŞÜNÜYOR’

İstanbul’daki öğretmen, Adana’daki öğretmen gibi koordinatörlüğün fiilen denetim gibi algılandığını ancak yaptırım gücü bulunmadığını ifade ediyor:

“Ben gittiğimde özel olarak çocuğu iş yerinin dışına çıkartıyorum. Sıkıntı olup olmadığını soruyorum, telefon numaramı veriyorum. Ama bu benim kişisel gayretlerimle yürüyebilecek bir sistem değil. Koordinatörlük bir denetim faaliyeti değil aslında. Denetimmiş gibi algılanıyor. İş yerlerine gittiğimizde bir iş müfettişi gibi, bir SGK müfettişi gibi işverende bir etki uyandırmıyoruz. Hatta işveren kendisini meşgul ettiğimizi bile düşünüyor. ‘Hocam bu kadar sık gelinir mi, ne gerek var’ falan diyor. Özellikle kurumsal iş yerlerine gitmek, güvenlikten geçmek, insan kaynaklarıyla görüşmek çok ciddi zaman harcayan şeyler. Mesele kurumsal bir otelin mutfağında çalışan bir öğrenciye ulaşmak bir öğretmen açısından yarım saat sürebiliyor.

Çocuklara cumartesi çalışmayın diyorum. Yasal değil diyorum. İşveren sizin cumartesi çalışma konusunda ısrarcıysa, beni arasın diyorum. İşveren ise ‘Ama ben onlara fazla para veriyorum’ diyor. Çocuk da bu konudaki şikayetinde ısrarcı olamıyor. Zaten çocuk hakkını aradığında, o zaman gelme diyor. Çocuk bir yerde zaten seçeneksiz bırakılmış oluyor. Sana başka bir işletme bulalım diyoruz ama cumartesi çalıştırmayacak bir işletme bulmamız soru işareti. Çünkü hemen hemen bütün işletmeler bunu talep ediyor. Kurumsal iş yerleri hariç ama sanayideki tamirhanede mesai kavramı yok, iş ne zaman biterse çıkıyorlar. Bir süre sonra bu zımni duruma çocuklar da uyuyorlar.

MESEM öğrencilerinin iş yerlerinde geçirdiği süreler, okulda geçirdiği süreleri aşamaz. Nasıl biz, son ders zilinden sonra çocuğu okulda tutma hakkımız yoksa iş yerleri de öyle olmalı. Eğer bu eğitimse ve hedefte 8 saatse, o kadar olması lazım.”

‘ÇOCUKLAR İŞ YERLERİNDE EĞİTİMDEN ÇOK ÜRETİMİN PARÇASI’

“Mesela stajyer, çıraklık öğrenci sözleşmeleri ayrı. Stajyer öğrenci iş yerinde işi izler, çok da karıştırılmaz zaten. Bizim çocuklar 9. Sınıftan itibaren bizzat iş yerinin, üretimin bir parçası olarak görülüyorlar. Bu yüzden çocuğun bir gün işe gitmemesini mesele yapabiliyorlar. Çünkü iş aksıyor. Yani iş yerlerinde eğitim alan, gözlem yapmaya, öğrenmeye gelmiş bir stajyer olarak görülmüyorlar. Tıpkı ‘eti senin kemiği benim’ mantığıyla yaklaşılıyor. İşte o çocuk ehlileştirilecek, gerekirse yer temizleyecek, çay getirip- götürecek, gerekirse tuvalet temizleyecek… Genel iş yerleri bunu böyle görüyor.”

‘ÇOCUK HİÇBİR ŞEY YAPMASA HAYAL KURAR; TEZGÂHIN BAŞINDA DALGIN OLAMAZSINIZ’

Öğretmenin altını çizdiği bir diğer konu ise çocukların, makine, tezgah başlarına oturtulması. “Hiçbir şey olmasa bile o çocuk hayal kurar, dalar” diyor.

“MESEM’lerde 9. Sınıf öğrencisi 14 yaşında. Bu yaştaki bir çocuğun işletme ortamında bulunmasıyla, Meslek Lisesi son sınıfa gelmiş, 17 yaşındaki bir çocuğun işletme ortamında bulunması aynı şey değil. Makinede, kereste depolarında bu çocuklar tezgah başlarına veriliyor. Bir de bu övünülecek bir şey olarak ifade ediliyor.  İşte tezgahın başında, liftin altında, iskelede, inşaatta, asansörün tepesinde… 14 yaşındaki bir çocuk hiçbir şey yapmasa hayal kurar. O tezgâhın başında hayale dalamazsınız, dalgın olamazsınız. 18 yaşından küçüklere ehliyet vermiyoruz, tezgâhın başına da koyamayız.”

Öğretmen, MESEM’deki öğrencilerin hazır bulunmuşluk seviyesinin “en dipte” olduğunu, çoğunun sağlıklı bir ortamda büyümediğini, dengeli beslenme ve barınma hakkından yoksun kaldığını ifade ediyor:

“Çocuğa siz bir şey vermek istediğinizde büyük çoğunluğu bunu almamak için direniyor zaten. Bu çocuklar bize ilkokul, ortaokuldan geçip geliyor ama aslında sistemin dışında bırakılan çocuklar.

Bu çocuklar ilkokula başlamadan önceki dönemde de sağlıklı bir ortamda, sağlıklı gıdaya ulaşarak, dengeli beslenerek büyümüyorlar. Dolayısıyla bu çocukların fiziksel gelişimi, mental gelişimi de yoksunluklardan etkilenmiş oluyor. Potansiyeli yüksek bir çocuk okula gelip yok olmuyor ki, okula da potansiyelsiz giriyor olabilir.” 

AİLELERİN EN BÜYÜK MOTİVASYONU: LİSE DİPLOMASI OLSUN

Öğretmen, normal okullarda disiplin sorunu yaşayan öğrencilerin, tek seçenek olarak MESEM’e yönlendirilmesinin öğretmenleri ‘daha zor’ öğrencilerle karşı karşıya bıraktığını da sözlerine ekliyor:

“Normal okullarda disiplin sorunu yaşayan çocukların o disiplin süreçlerinden sonra bu okullara tek seçenek olarak yönlendirilmiş olması öğretmeni zorluyor. Bu çocuğu okuldan alın, dosyayı kapatalım deniyor. Dönemin bitmesine yakın bakıyorsunuz sınıfa yeni yeni öğrenciler gelmiş.

Mesela öğrenci, 9. Sınıfta sınıfta kalıyor. Millî Eğitim Bakanlığı, çocuğa ‘eğer sen MESEM’e devam edersen, ben seni 10. Sınıftan başlatacağım’ diyor. Bunun kampanyası yapılıyor, afişleri yapılıyor, velilere duyuruluyor.

En kalabalık bölümlerin ilki güzellik ve estetik merkezleri. İkincisi motorlu araçlar teknolojisi ve üçüncü yiyecek- içecek hizmetleri.

Artık ‘Güzellik ve Saç Bakım’ hizmetlerinde teşvik verilmiyor. Sebebi de az tehlikeli sınıfa dahil olmaları. Sonuçta teşvik yok ama bizim okulumuzda en kalabalık bölüm, bu bölüm. Çocukların MESEM’e yönlenmesinin tek motivasyonu teşvik ve para değil demek ki. En büyük motivasyon kaynağı lise diploması veriyor olması. Aile buraya odaklanıyor. ‘Benim çocuğum sanayide ezilmiş, yorulmuş, uykusuz kalmış’ değil. Hem meslek öğrenecek hem diploma alacak. Aslında şartlar gereği, bu kötü bir kurgu değil. Bunu da kabul etmek gerek.

Eskiden hayatın olağan akışı içinde bazı çocuklar sanayideydi. Ama bu çocukların sayısı sınırlıydı. Sigortalı yapın, okula gelsin gibi görece takipler yapılabiliyordu. Sanayide çırak olduğu için çıraklık okulu vardı ama sonra bunu tersine çevirdiler: MESEM olduğu için sanayide çocuk olsun. Akışı tersine çevirdiler. MESEM olduğu için sanayide çocuk olmaya başladı.”

Toplumda çocuk kavramıyla ilgili bir bilinç olduğunu düşünmüyorum. Aile, çocuğunun bir yere tutunmasını istiyor ki bazı şeyleri görmezden geliyor. Çünkü burada da yapamazlarsa, ‘Ya sokakta olacaklar ya kuryelik yapacaklar’ diyor. Devlet için 550 bin çocuğu haftanın beş günü iş yerinde tutmak mı, haftanın bir günü okulda tutmak mı? Bu çocuklara nitelikli işçi bile diyemiyorlar, ara eleman deyip geçiyorlar. Umurlarında değil nitelik. “Herkes üniversite mi okuyacak?” propagandası veliler tarafından da yapılıyor. Bu çocukların seçme şansı zaten yok, bütün yollar MESEM’e çıkıyor.”

***

İZMİR’DE MESEM ÖĞRETMENİ: KÜÇÜK İŞLETMELERDE YAŞANANLARIN ÇOĞUSUNU BİLMİYORUZ

Konuştuğum öğretmen öncelikle iki gün önce yaşadığı bir olayı paylaşmak istediğini söyledi.

İzmir Karşıyaka’da bir berber dükkanına gittiğini anlatan öğretmen, gündelik dilde normal bulunan bazı diyalogların cinsel taciz sayılabileceğini ve bunun küçük işletmelerde sık yaşanabileceğini bir olay üzerinden şöyle anlattı:

“Berber, yanına bir çırak aldı ve hatta yanına çırak almasına biraz ben vesile oldum. Yakın çevrende okumayı bırakan biri varsa, al yanına, öğret, yetiştir, burada işi öğrensin dedim. Çocuk bizim okuldan değil. Karşıyaka’da yeni açılan bir MESEM’e kayıtlı.

Çocuk müşteriyi karşılıyor, konuşuyor ama özel çocuk, hissediliyor. Bize gelen öğrencilerden bazıları, gelişimsel farklılıkları olan çocuklar. Bu çocuğa benim yanımda şu yapıldı: Yan tarafta bir kahve var, oradaki iddiayı çocuğun yanında bana anlattı. ‘Hocam, bunun şeyi biraz küçük. Kahvedekilerle iddiaya girdik, çıkar bize göster dedik.’ Bakın bu çocuk 16- 17 yaşlarında. Bu bana göre cinsel taciz ama komedi gibi anlatıldı. İki gün önce şahit olduğum şeyi anlattım size. Küçük işletmelerde buna benzer şeyler yaşanabiliyor.”

‘İŞVEREN 16 ÇOCUĞU GECE GÜNDÜZ ÇALIŞTIRIYORDU’

Öğretmenin bir diğer anlattığı olay ise mevzuattan kaynaklı bir hakkın suistimal ediliyor olmasıyla ilgili:

“Küçük sanayi sitesindeki bir iş yerinde, işveren ve kardeşi birlikte çalışıyorlardı. İşveren kardeşinin SGK primini ödüyordu. Kardeşinin de usta öğreticilik belgesi vardı. Bir usta öğretici, 16 öğrenciyi üzerine kayıt edilebiliyor; şayet usta öğretici ben sadece çıraklarla ilgileneceğim diye bir taahhüt mektubu verirse. O iş yerinde 16 tane öğrenci çalışıyordu. Yani işin tamamını öğrencilere gördürüyorlardı; çocuklar mesaiye kalacak kadar çalıştırılıyordu. Çalışana ücret ödemek, emeklilikle ilgili prim desteği gibi ana gider kollarından muaf bir şekilde, 16 öğrenciyi orada gece gündüz çalıştırıyorlardı. 

Yazılı olarak, okul müdürlüğüne birçok kez iletmiş olmamıza rağmen, yasada herhangi bir engel olmaması sebebiyle bir işlem yapamadık. Okul idaresi de rahatsızdı bundan ama yapılacak bir şey yoktu.”

Görüştüğüm öğretmenin bir diğer dikkat çektiği konu ise büyük işletmelerde öğrencilere kademe kademe diğer bölümlerin gösterilmesi ise de tek bir yerde tutuldukları:

“Büyük işletmelerde giriş- çıkış saatler belli, sosyal olanaklar görece daha iyi, servis-yemek var, mola saatleri belli. Ama buralarda da mesleki gelişimlerinin öngördüğü sıralama olmaksızın işverenin keyfiyle eğitiliyorlar. Normalde mesleki gelişimi için 1-2-3-4-5 basamaklı, farklı işlerde çalışması gerekirken, işveren sadece kendi menfaati doğrultusunda çocuğu tek bir yerde çalıştırıyor. Örneğin kalite- kontrolde. Çocuğu, birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar orada tutmakta bir sakınca görmüyor. Çocuk nihayetinde bir belge alacak. Uygulama sınavlarında zorlanıyor, hem de aldığı belge başka bir iş yerine gittiğinde bir işe yaramaz oluyor.”

‘İŞSİZ KALACAK ÇOCUKLARIN İŞ SAHİBİ OLDUKLARINI DA GÖRDÜM’

Öğretmen, son olarak MESEM’lerin örgün eğitime dahil olmalarının diğer öğrencilere haksızlık olduğunu ve bazı branşlarda dört yıllık sürenin uzun olduğunu sözlerine ekliyor:

“Örgün eğitime giden bir çocuk haftada beş gün okulda, diğeri bir gün gidiyor. Beşte birlik bir zaman diliminde lise diploması almış oluyor. Zamansal olarak bir yılda lise diploması dağıtmış oluyorsunuz. Siz mesela bahçıvanlığı öğrenmek istiyorsunuz ve elinizde bir sertifika olsun istiyorsunuz. Gelişmiş ülkelerde bunun için birtakım programlar var. Bizde de benzer bir yapının olması gerekir. Mesela benim meslek grubumda dört yıllık eğitim süresi çok uzun. Hatta gereksiz ve demode bir yapıya sahip. Çok eski teknolojileri de anlatmak zorunda kalıyoruz. Birçok branşta benzer olumsuzluklar var.”

Son olarak görüştüğüm öğretmen meselenin olumlu taraflarından birine de değinmek istediğini belirterek şunu söylüyor:

Bu sistemle, dışarıda belki de işsiz dolaşabilecek ya da topluma fayda sağlayamayacak bazı bireylerin bu sayede toplumda yer bulduklarına da şahit oldum. Ayrıca bazı işverenlerin yetiştirdikleri öğrencilerle, sonrasında uzun yıllar beraber çalıştıklarını gördüğüm örnekler de var.”

SAYILARLA MESEM

MEB verilerine göre, 2025 yılı itibariyle Mesleki Eğitim Merkezleri’nin toplam öğrenci sayısı 1.405.663. Bu, tüm ortaöğretim öğrencilerinin yaklaşık %30’una karşılık geliyor.

19 yaş ve üstü öğrenciler: 1.110.474. (MESEM’deki öğrencilerin büyük çoğunluğu yetişkin yaş grubunda.)

18 yaş altı öğrenciler 295.189. (Çocuk yaş grubundaki MESEM öğrencileri).

2025 E-MESEM (MEB/ e-Devlet) kayıtlı görünen kişi sayısı: 559.382.

9 Aralık 2016’da kabul edilen 6764 sayılı yasa ile çıraklık eğitimi zorunlu eğitim kapsamına alındı ve Mesleki Eğitim Merkezleri örgün eğitim sistemi içinde yeniden tanımlandı.

Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde 2019 ve 2021’de yapılan değişikliklerle; 9. sınıfta başarısız olan, devamsızlık nedeniyle sınıf tekrarı riski bulunan ya da sınıfta kalan öğrencilerin belirli koşullarda MESEM’lere geçişleri düzenlendi.

 

 

Close