Close
Kadınların gözünden Suriye: Kontrol noktalarında Sünni misin, Alevi misin, Dürzü müsün diye soruluyor

Kadınların gözünden Suriye: Kontrol noktalarında Sünni misin, Alevi misin, Dürzü müsün diye soruluyor

Humus’ta yaşayan bir kadın Suriye’yi Şimdi hem terörist hem diktatörlük hem fakirlik hem işsizlik var” diye anlattı. Şam’da yaşayan bir diğer kadın ise “Emniyet’e bağlı kontrol noktaları var. Erkek arkadaşlara mezhep soruluyor: Sünni misin, Alevi misin, Dürzü müsün diye” sözlerini kullandı.

Filiz Gazi

On yılı aşkın süredir Suriye’de devam eden savaş, ülkenin coğrafyasını, demografisini ve toplumsal dokusunu altüst etti. Her saldırının, her çatışmanın ardından geriye yalnızca yıkılmış şehirler değil; parçalanmış kimlikler, korkuyla şekillenmiş aidiyetler kaldı.

Son olarak Süveyda’da yaşanan saldırılarda onlarca Dürzi hayatını kaybetti. Bu, yalnızca bir katliam değil, mezhep kimliklerinin hayatta kalmak için bir kalkan hâline geldiği ya da tersi öldürülmek üzere açık tehdit olunduğu bir düzeneğin yeni halkası.

Haber için konuştuğum üç kadın da söze mezheplerini söyleyerek başladı. Çünkü Suriye’de artık isimlerden önce mezhepler söyleniyor. Kimse, yalnızca kadın, yalnızca yurttaş, yalnızca insan olarak konuşamıyor.

Mart ayında Lazkiye, Tartus ve Hama başta olmak üzere birçok Alevi kasabası ve köyü saldırıya uğradı. Geçtiğimiz haftalarda ise Suriye’nin güneyinde Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Süveyda ilinde Arap aşiretler ile Dürzüler arasında çatışma çıktı. Saldıran aşiret üyeleri, Dürzü sivillere işkence yaptıkları videoları sosyal medyada yayınladı. Suriye coğrafyası daha önce de IŞİD’in ve ona bağlı cihatçı çetelerin saldırılarıyla kan gölüne çevrilmişti.

Her katliam, bir diğerini çağırıyor. Ve artık Suriye’de yaşayan milyonlarca insanın, yaşadıkları ülke üzerinde tek bir söz söylemeye hem mecali kalmadı hem de yıllara yayılan yalnızlık onlara artık üzerine hak iddia edebilecekleri ülkelerinin kalmadığını öğretti. Bugün Suriye için başka ülkeler, başka çıkarlar milyonların yaşamlarını etkileyecek kararlar veriyor.

Güvenlikleri için haberde konuştuğum kadınların adlarını gizli tuttum. Haberde kullandığım isimler kendi tercihleri olan takma adlar: Fehime ve Seher.

Son olarak ise Süveyda’da doğan, Suriye’de yaşarken iki kez tutuklanan feminist Alice Mufarrej’la konuştum.

Humus’ta yaşayan, daha konuşmanın başında Alevi olduğunu söyleyen Fehime’yle görüntülü konuşuyoruz. Fehime, Suriye’de yaşayan bir mühendis. Bir saate yakın süren konuşmamızın Arapça simultane çevirilerini büyük bir sabırla Abir Naeseh Bilgin yaptı.

Fehime, 24 saat içinde 4 saat, o da kesik kesik elektrik verildiğini söylüyor. Gün içinde bir saat geliyor sonra kesiliyor, sonra bir saat daha. Su ise oturduğu mahalleye üç günde bir veriliyor. “İnterneti niye tam kesmiyorlar ona şaşırıyorum” diyor.

İlk olarak Süveyda’da yaşananları ona sordum ve Suriye’de kadın olmak başta olmak üzere pek çok şeyi konuştuk.

Süveyda’da neler oldu?

Süveyda’da yaşayan bir arkadaşım var. Çok zor bir şekilde oradan çıkabildi. ‘Sizden tek istediğim basında yansıtılan haberlerin çoğunun yalan olduğunu söylemeniz’ dedi. Bildiğin insanı durdurup, ‘Sünni misin, Dürzü müsün’ diye soruyorlar. Ve Dürzü olan herkesi öldürüyorlar. Olan bu.

Basında silahlı insanlar diyor ama çoğu sivil insanlar ve çatışmacı değiller, medeni insanlardı.

Arap ve Türkiye medyasında Dürzülerin arasındaki silahlı grupların hem Emniyet güçlerine hem aşiretlere saldırdığı anlatılıyor. Gerçek bu değil. Dürzüler, dışardan gelenlere karşı kendilerini savunuyorlar.

Evinde ölü olan insanların dışarı çıkamadığını duyduk. Üniversiteden dört Dürzü arkadaşımın aileleri orada ve hepsi sivil. Sadece doğuştan Dürzüler, Hicri’ye de inanmıyorlar, laik insanlar. (Şeyh Hikmet El Hicri Suriye’deki Dürzülerin ruhani liderlerinden biri. Şeyh Hicri’nin doğum yeri Venezuela. 1985- 1990 arasında Şam Üniversite’sinde hukuk okudu. Esad yönetimiyle savaşın başlarında yakınlık gösterse de sonraki yıllarda Esad’a karşı başlayan protestoları destekledi. Benim notum.)

Buna rağmen yaşadıkları yerden başka bir bölgeye göç etmek zorunda bırakıldılar. Süveyda Ulusal Hastanesi’nde bir haftadır yüzlerce ölü birikti. Kokmaya başlamışlar, aileleri, akrabaları onları defnetme lüksüne bile sahip değiller şu an. (Bahsi geçen hastane BBC ekibi tarafından görüntülendi. Hastanenin otoparkında onlarca çürüyen cesedin sıralandığı fotoğraflar kayda geçti. Öldürülen insanların şişmiş, parçalanmış halde durduğu bilgisi aktarıldı. B. N.)

Şu an Suriye nasıl bir ülke?

Kötüydü daha kötü oldu. Önceden diktatörlük vardı. Şimdi hem terörist hem diktatörlük hem fakirlik hem işsizlik var.

Uluslararası çatışmaların arenası oldu ülkemiz. Biz zaten karar verici değiliz. Yarın ne olacak hiç bilmiyoruz, beklemekten başka çaremiz yok.

Dışarıda, sokaklarda hayat nasıl? Dışarıya çıkıyor musun? Gündelik hayatın nasıl geçiyor?

Her gün işe gidiyorum ama sadece servis aracıyla. Bu imkân olduğu için işe gidebiliyorum yoksa cesaret edemezdim. Özel arabamla gitsem sürekli kontrol noktalarında durdurulur ve belki başka şeyler yaşardım.

Buna sürekli maruz kalan arkadaşlarımdan duyduklarım var. Kurum servisi olduğu için kontrol noktalarında durdurmuyorlar.

Yasaklanmasa da alkol hemen hemen kimse satmamaya başlandı. Bunun örneklerini çok gördük. Alkol satan yerleri basıp, insanları dövüyorlar, her şeyi kırıyorlar. O yüzden insanlar korkmaya başladı ve kimse satmamaya başladı. Mesela açık alanlarda sigarayı kimse artık eskisi gibi kullanmaya cesaret edemiyor.

Giyim tarzı konusunda insanlar sıkıntı yaşıyor. Gardırobumdaki eski kıyafetlerimden hiçbir şey giymiyorum artık. Özellikle bir kadın olarak ve azınlığa tabi bir kadın olarak kesinlikle geleceğe dair tek bir umudum yok. Biliyorsun mart ayında Lazkiye’de Aleviler öldürüldü. Bu yüzden dışarı çıkmıyorum, sadece evden işe.

Geçenlerde arkadaşım erkek kardeşiyle şehir merkezindeki bir cafeye gittiler. Onlar Sünniler bu arada. Erkek kardeşi şort giydiği için cafenin içine girip kardeşine saldırdılar. Saldıran kişi Savunma Bakanlığı’nın bir görevlisiydi. Kıyafeti ve elinde bakanlığın kartı vardı. Münferit dedikleri olaylar artık bizim normalimiz.

İş yerin uzak mı? Servisle gittiğini söyledin. Yolda neler görüyorsun?

(…) Evet, servisle işe giderken bir sürü mahalleyi görme şansım var. Humus’u ikiye ayırabiliriz. Birincisi sınıfsal olarak, zenginlerin ve fakirlerin mahalleleri. İkincisi mezhepsel olarak ayırabiliriz. Zengin olan Sünni kesimin yaşadığı mahallelerde hayat cıvıl cıvıl. Sanki Antakya’nın bir caddesinde yürüyormuş gibi. (Konuştuğum kişi depremden önce bir süre Antakya’da yaşadı.) Fakir olan Sünnilerin mahalleri ise hala yerle bir edilmiş durumda. Bunlar Esad zamanında bombalanmış mahalleler. Hiçbir şey yok, taş yığınları içinde.

Azınlıkların yaşadıkları mahallelerde zengin de olsa fakir de olsa sokaklar genelde bomboş. Bir hareketlilik olsa bile bu genellikle en geç öğleden sonra 16:30’a kadar devam eder ve sonrasında tamamen kesilir.

Yurtdışından gelen bir kitle var. Onlar döndükten sonra kendi apartmanlarını inşa etmeye başladılar. Böyle şeylere de şahit oluyoruz. Birazcık olsa mutlu oluyoruz.

Yeni rejimin gelmesiyle kamusal hayatında, iş yerinde değişiklikler oldu mu?

Kendimi ikinci sınıf mühendis ya da ikinci sınıf vatandaş olarak hissediyorum. Çalıştığım kurumda müdürümüz elemanların diplomalarına bakmaksızın sadece erkeklerle muhatap olmak istediğini söyledi. Benim diplomam başka bir erkekten yüksek olsa da ki böyle bir şey var, ama sırf kadın olduğum için beni hiçbir şekilde muhatap almıyor.

Rejim ilk zamanlar ılımlı bir imaj çizdi. Buna inandınız mı? Ya da ilk ne gördünüz? Ne düşündünüz?

Sihirli değneklerle bu insanlar değişmez. Evet, dediğin gibi ılımlı görüntü çizdiler ama bu adamların belli bir geçmişi, tarihleri var. Ne düşündüm biliyor musun? İlk gün geldiklerinde ulusal kanalı açtığımda orada IŞİD ya da radikal gruplara has melodiler duydum.

İlahi gibi ama tam da değil. Ne dediğini anladım.

Evet, tam ilahi gibi değil. O sahneyi gördüğüm an, o tınıyı duyduğum an anladım olayı ve hiçbir zaman umutlu değildim.

Artık Alevi, oyuz, buyuz dememize gerek yok. Artık herkes herkesi biliyor, fişlenmiş gibiyiz. Suriye’de şöyle bir durum var: Belli bir bölgelerde yaşayanlar, zaten soruyoruz ya birbirimize, nerde oturuyorsun, nerelisin, özellikle kırsala gittikçe bazı köyler birebir biliniyor yani. Sen adını söylediğin an zaten Alevisin.

Mesela bizim kurumdaki müdürün bizi araştırdığını gördük. Kimin ne olduğunu, hangi mezhebe ait olduğunu biliyor. İş yerinde bir arkadaşımız için, konuşma arasında ‘O alevi, kocası Sünni, ben onu biliyorum’ dedi. Oysa müdür bizim bölgemizden bile değil, dışardan gelmiş biri ve düşün bunları araştırmış.

Suriye’deki iç savaşta kaybettiğin yakınların var mı? Ülkeden ayrılmayı düşünüyor musun?

Fırsat olursa giderim, keşke, herhangi bir yere ama kimse bize artık vize vermiyor. Amcam ve babam 80’lerde Esad rejimine karşıydılar. Hatta yıllar boyunca düşüncelerinden dolayı hapiste kaldılar. Bir amcam 11 yıl tutuklu kaldı. Biz ne ölen ne de öldüren tarafta olmak istemiyoruz.

Fehime, son olarak… Suriye’den sistematik bir şekilde kaçırılan kadınların, çocukların haberleri geliyor. IŞİD’in kaçırdığı kadınlardan bazıları Türkiye’de bulundu. Bu tip somut duyumların var mı?

Bire bir tanıdığım biri var. Eşimin akrabası bir kadın. 24-25 yaşında. Fidye karşılığında bebeğiyle birlikte kaçırıldı ve fidye verildikten sonra geri verildi. Aile kimseye detaylı bilgi vermedi. Bizimle bile paylaşmadılar. Kimin kaçırdığını, nereye kaçırıldığını söylemediler. Çünkü tehdit edildiler. Kaçırıldı, bebeğiyle birlikte geri verildi ve geçmiş olsun, o kadar.

Fehime’yle bir gün karşılaşmak umuduyla ve belki de rastlaşmak üzere ayrılıyoruz. Kelimenin tam anlamıyla, ‘Kendine dikkat et’ diyorum.

***

İkinci konuştuğum kadın 2004’den beri Şam’da yaşayan Seher. Çevirmenim yine Abir.

Seher, Suriye’de şu an insanlar nasıl? Çevrende neler görüyorsun?

Süveyda’daki katliamdan sonra insanlar kaygılı. Bunu aynı şekilde sahildeki katliamlardan (Lazkiye’deki Alevi katliamını kast ediyor) sonra yaşadık. Başta umutluyduk, iyi şeyler olacağını düşünüyorduk. İlkin bireysel ihlaller dediğimiz olaylara şahit olduk ve bunlar zamanla çok arttı. Genel olarak istikrarsızlık, korku var. Mezhebe dayalı bir tedirginlik var.

Sünnilerin içinde şimdiki iktidarı destekleyen, körü körüne savunan bir kesim var. Ama özellikle Sünni oldukları ve bu iktidarın Sünni kimliğe sahip olduğu için destekleyen bir kitle var.

Eski Şam’da ‘Bab Şarki’ dediğimiz bir turistik bölge var. Normalde her akşam oraya giderdik, gezerdik, tıklım tıklım olurdu. En son gittiğimde hemen hemen kimse yoktu. Onun yerine giyim tarzı tuhaf, IŞİD’i anımsatan adamlar gördüm, ellerinde silahlar vardı. Bunu her an her yerde görebiliyoruz. Ve sanki bu bahsettiğim silahlı adamlar belli bir zihniyeti temsil ediyorlar. Sünnilerin Selefi, katı olan kısımlarını temsil ediyorlar.

Eskiden az da olsa toplantılar, protestolar yapılıyordu Filiz. Süveyda olaylarından sonra yakın zamanda parlamentonun önünde protesto yapılmak istendi. Dövizlerine ‘Suriyelilerin kanı birbirine haramdır, günahtır’ yazmışlardı. Aralarında bir gazeteci de vardı. İsmi Zeyna Şahla. Orada canlı yayın yaparken saldırıya uğradığını gördük. Saldıran gruplar demin anlattığım gruplara benziyordu. İnsanlar bunlara şahit oldukça sokağa çıkmaktan, eylemlere katılmaktan, lokantalara gitmekten çekiniyorlar. (Seher’in bahsettiği protesto tarihi 17 Temmuz. Sosyal medyada paylaşılan videolarda, saldırganların sopa ve kesici aletlerle eylemcilere saldırdığı görüldü. Görüntülerde ayrıca gazeteci Zeyna Şahla’nın da sözlü ve fiziksel saldırıya uğradığı kaydedildi. B.N.)

Süveyda için düzenlenen eylemlerde saldırıya uğrayan gazeteci Zeyna Şahla.

Bunlar dışında Şam’ın içinde Emniyet’e bağlı kontrol noktaları var. Orada özellikle erkek arkadaşlara mezhep soruluyor. Sünni misin, Alevi misin, Dürzü müsün diye… Bu da bir tedirginlik kaynağı.

Peki gençler nasıl? Ne yapıyorlar? İş var mı?

Biz kabileye döndük. Ne kadın için ne de erkek için şimdi gerçek bir iş yok.

Gençler gitmek için fırsat kolluyor. Esad rejimi düşmeden önce de ekonomik ve sosyal durumdan dolayı özellikle genç yaştaki insanlarda ülkeden gitme eğilimi vardı. Yeni iktidar geldikten sonra çok daha arttı. Ama buradan gitmek bir hayal. Çünkü Suriye pasaportu bir lanet, bu bir gerçek! İstesen bile hangi ülke sana vize verecek, hangi ülke seni kabul edecek?

Alternatif olarak Şam’daki gençlerin kendi memleketlerine, şehirlerine döndüğüne şahit oluyoruz. Çevremde tanıdığım Dürzülerin çoğu Süveyda’ya geri döndü. Çünkü Şam’da kendilerini tehlikede hissediyorlar. Kendi kesimlerinin içinde yaşamak onlara bir tık daha güvende hissettiriyor.

Yeni rejimin ilk zamanlarında umutluyduk dedin…

Evet, ilk geldiklerinde umutluyduk. Beraberinde getirdikleri söylem bu yöndeydi. Yıpranmış bir halk olarak tek beklentimiz buydu. Evet, geçmişlerini biliyorduk ama çok farklı bir söylemle geldiler. Hapishanelerdeki düşünce mahkumları bırakıldı. Esad zamanında savaş suçu işleyen büyük rütbeli komutanları tutukladılar. Tüm gruplardan silahları toplayacaklarını ve sadece devletin elinde silah bırakacaklarını söylediler. Ama bu verilen sözleri tutmayışları bir günde değişmedi.

Suriye’de öncesinde olmayan sivil toplum hareketliliği başladı. Uluslararası diyaloglar kuruluyor gibiydi. Yeni partiler kurulmaya başlandı. Ve evet istediğimiz bunlardı, umutlandık ilk günlerde. Ama sonra ufak ufak şeyler olmaya başladı ve bunlar birikmeye başladı. Ve bunları görmeye başladıkça umudumuzu kaybetmeye başladık.

Örneğin Tartus şehrine bağlı Safita. Orada başlarda sivil meclis gibi topluluk kuruldu. Başta çok alkışlandı ve bir gün uyandık, onları fes etmişler. O esnada Lazkiye, Tartus, Baniyas’taki katliamların haberleri gelmeye başladı.

Bu iktidarın içinde iki farklı grup var. Evet, bir grup ılımlı. Amacı, derdi ülkeyi kalkındırmak, adaleti, demokrasiyi uygulamak ama aynı yönetimin içinde radikal, Selefi bir grup var. Kendi aralarında çatışıyorlar ama şu an görüyoruz ki, silah kimin elindeyse güç onlardadır. Biz bunu gördük aylar sonra, bu yeni gelenlerin zihniyeti hiç değişmemiş. Kravat takmış, takım elbise giymiş olabilirler ama zihniyetin değişmediğini yaşayarak gördük.

Arkadaşımın amcası yurt dışında yaşıyor. Kendisi bir girişimci. Burada projeler yapmak için geçtiğimiz günlerde ülkeye geldi. Yetkililerle görüşme talebinde bulundu. Onun bir danışmanı kadın ve ekip olarak görüşmeye gideceklerdi. Görüşecekleri kişiler, ‘Sadece erkek olarak gelirseniz çok daha iyi olur’ demişler. Buna benzer çok farklı farklı şeyler yaşamaya başladık. Belki bunlar basında yansıyamaz, çünkü ufak ufak şeyler ama biz bunları gördükçe umudumuzu tamamen kaybettik.

Peki sen ne yapıyorsun? Dikkat çekmemeliyim, şunlara dikkat etmeliyim diyen bir iç sesin var mı?

Kesinlikle! İçimde bir polis var. Bu polis beni her gün, her konuda uyarıyor. Ben Şam’dan hiç çıkmadım. Evet, Esad zamanında korktuğumuz şeyler vardı, siyasetle ilgili, hükümeti, rejimi eleştirmekle ilgili… Bunları eleştirmek kesinlikle mümkün değildi. Bunun bedelinin çok ağır olduğunu biliyorduk ama bunu bir şekil öğrenmiştik. Kendimizi korumak için; çok basit, bu konulara girmiyorduk ve normal hayatımızın akışı etkilenmiyordu.

İstediğimizi giyebiliyorduk, geç saatlere kadar lokantalarda oturabiliyorduk, içki içebiliyorduk. Ama yeni iktidar geldikten sonra kesinlikle düşüncene, inandığın şeylere ya da siyasal düşüncelerine bakmaksızın sırf mezhebin ya da giydiğin kıyafetlerinden dolayı ya da gittiğin yerlerden dolayı yargılanabilirsin. Eskisi gibi dışarı çıkmıyoruz. Mahallemdeki arkadaşlarımla bile mümkün oldukça görüşmemeye çalışıyoruz. Birbirimize gidip gelmiyoruz.

Geçtiğimiz ay arkadaşım, eşiyle beraber Humus’a giderken yakıt doldurmak için bir yerde durdular. Arkadaşım kolsuz bir şey giymişti. Normalde daha da açık şeyler giyer ama artık dikkat ediyor. Dikkat etmiş haliydi yani… Eşi arabadan indi, arkadaşım içerde kaldı. Yakıtı doldururken bir araba gelmiş. İçindeki adamlar İŞİD’çi gibiymiş. Ve çok ters bakıyorlarmış. O kadar ters bakmışlar ki, istasyondaki adam arkadaşımın eşine ‘Lütfen, yakıtını ne kadar doldurduysan al ve git, size bir şey yapabilirler’ demiş. Arabanın ön camında haç işareti vardı. Özellikle adam ondan tedirgin olmuş.

Bunu arkadaşım yaşadı ama ben de artık kolsuz bir kıyafet giymem. Giyim kuşam elbette bir şey ifade eder ama daha derin bir şey var, bizi vazgeçiren bir hayal kırıklığı. Ondan bahsetmek istiyorum sana.

Zamanında Esat rejimine karşı birlikte omuz omuza yürüdüğümüz yol arkadaşlarımız, adalet için, demokrasi için, özgürlük için birlikte slogan attığımız arkadaşlarımız bugün sırf mezhebinden dolayı şimdiki iktidarı destekliyor, yaptıklarına göz yumuyor; günün sonunda bunu anladık. Meğer arkadaşlarımız Esad’a diktatörlüğünden dolayı değil mezhebinden dolayı karşı çıkmışlar. Bu büyük bir hayal kırıklığı bizim için. Bu yüzden artık ülke için bir şey yapalım, mücadele edelim, umut edelim… O da kalmadı içimizde.

Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) lideri olan Muhammed Colani’ni asıl adı Ahmed Hüseyin el Şara. Takma adının okunuşu ise Ebu Muhammed El Golani. Golani, bugün Suriye cumhurbaşkanı.

Aynı Gazze’de olduğu gibi ülkenizde yaşananlara dünya seyirci kaldı. Dünyanın başka noktalarından, uzaklardan sizi anlatıyoruz. Tersine sormak istiyorum. Şam’dan dünya nasıl görünüyor?

Biz burada boğuluyoruz; Esad’ın hapishanesinden kravatlı Colani’nin hapishanesine geçtik.

Dünya bizim adımıza konuşuyor. Türkiye, Amerika, İsrail… Suriyelilerin kendilerini dışarıya anlatacak hiçbir şeyi yok. Bugün mesela Hakan Fidan çıkıp, ‘İsrail, Suriye’ye karışamaz!’ diyor. Karışamaz ama peki sen kimsin?

Ülkemizle ilgili bizi, halkları aşan senaryolar, planlar var. Biz tamamen aciziz, hiçbir şeyi değiştiremiyoruz. Hatta sizinle yaptığımız röportajın bile ne kadar işe yaradığını bilmiyorum. Evet, bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz ama bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorum.

Keşke İsviçre’de bir inek doğsaydım, bu memlekette insan olarak doğmaktan daha iyidir.

Seher’le konuşmamız bu son ifadesine gülümsemekle noktalandı. Fehime’yle olduğu gibi onunla da bir gün kucaklaşmak ve mutlu zamanlarda kahve içmek sözüyle ayrıldık.

***

Son görüştüğüm kadın Alice Mufarrej. 1971 yılında Süveyda’da doğdu. 2011’de ‘devrimin’ başlangıcında gösterilere katıldı ve rejimin çöküşünde özellikle kadınların eylemlerine odaklandı ve başkentteki protestoları harekete geçirmenin yanı sıra yerinden edilmiş insanlara, engellilere yardım etmek ve yaralı protestocuları tedavi etmek için “Devrimin Suriyeli Kadınları” koalisyonunun kurulmasına ön ayak oldu.

Alice Mufarrej

İki kez tutuklandı. İlki 20 Temmuz 2011’de Şam’daki barışçıl gösterilere katılmasının ardından. O ve diğer altı kişi, polise teslim edilmeden önce Baasçı milis üyeleri tarafından yumruklarla, ayaklarla ve elektrikli çubuklarla dövüldü.

Hapishaneden çıktığında işinden kovuldu ve evine el konuldu. Mufarrej, 2013’ün sonunda 40 gün boyunca tekrar tutuklandı. Alice ikinci kez tutuklandığında Şam’ın Jaramana bölgesinde öğretmen olarak çalışıyordu. Bırakıldıktan sonra sonra Lübnan’a gitti ve ardından ailesiyle birlikte Almanya’ya taşındı.

Mufarrej, aynı zamanda “Bir Vatandaş Devleti için Suriye Kadınları” adlı bir grubu kuran kadınlardan biri.

Bu kez 55 dakika süren röportaj için çeviride yardımcı olan isim ise Hashem Haj Bakri.

Alice, röportaja başlamadan önce bana şunu söyledi: ‘Dürzü olarak konuşmak istemiyorum, gerçek neyse onu konuşacağım.” Gerçeğe olan vurgusundan dolayı ona teşekkür ettim.

Süveyda’daki olaylar ilk nasıl çıktı? 

Anlaşmazlık ilk olarak Şam ve Süveyda arasındaki yolun silahlı bir Arap aşiretinin, Bedevilerin kontrolüne verilmesiyle başladı. Ne yazık seçilen aşiretle Dürzüler arasında geçmiş yıllardan bu yana sürekli kavgalar yaşanıyor. Bu büyük bir yanlıştı. Süveyda’da yaşayan insanlar illaki bu yolu kullanacaklardı. (Bedeviler, Suriye’nin Badia olarak anılan çöl bölgelerinde yaşayan, Arap Yarımadası kökenli topluluklara verilen isim. “Arap” olarak anılan topluluklar, aşiretler halinde yaşıyor ve silahlı oldukları biliniyor. B.N.)

BBC’nin konuştuğu Bedevi savaşçılar

Ve ikinci bilinçli adım ise şuydu: Esad kaçtıktan sonra illere yeni Valilikler görevlendirildi ama tüm şehirlere o şehirden Vali seçildi. Süveyda’nın valisi ise Şam’dan getirildi. Her şey bilerek yapıldı.

Arap aşiretinin gözetimine verilen yol üzerinde sıkıntılar yaşanmaya başladı. Hırsızlık gibi… En son Süveyda’dan biri kaçırıldı. Bu olay yüzünden karşılıklı restleşmeler yaşansa da birkaç kişinin araya girmesiyle sertleşen ilişkiler biraz yumuşadı.

Dürzülerde üç güçlü şeyh, hoca var. Biri Şeyh Hikmet El Hicri. Hicri’nin yeni rejimle arası bozuk. Ona baskı yapılmak için böyle bilinçli adımlar atıldı ve bu rejimde tamamen Sünni yasalar geçerli.

Öldürmeler başlamadan önce devlete el uzatmışlardı, çözüm bulalım denilmişti. Ama yeni rejim, tüm Dürzüler El Hicri gibi düşünüyor gibi davrandı.

Dürzi gruplar ve bölgedeki Arap aşiretler arasındaki çatışmalar 13 Temmuz Pazar günü başladı.

Süveyda’daki insanlara silahlarının teslim etmeleri söylendi. Bunu elbette kabul etmediler. ‘Madem ki silahlarımızı alacaksanız diğer aşiretlerden de alın’ dediler. ‘Biliyorsunuz bizim aramız kötüydü, eskiden de kötüydü. Biz kendimizi nasıl savunacağız ve bizi kim savunacak?’ dediler. 2018’de IŞİD, Süveyda’ya girdi. İşgal etmeye çalıştı. Süveyda’yı kurtaran silahlı mücadeleydi. (IŞİD, Temmuz 2018’de Süveyda kentinde düzenlediği ve en az 215 kişinin hayatını kaybettiği saldırı ardından 30’u aşkın kadın ve çocuğu kaçırmıştı. B.N.)

Dürzüler, bizi aşiretlerden ve IŞİD’den kim koruyacak diye düşündü. Mart ayında Lazikiye’deki Alevi katliamından sonra çok daha fazla korkmaya başladılar. Ondan önce Şam’da Sahnaya’da yaşayan Dürzülere de saldırılmıştı. (29 Nisan 2025’te Muhammed Peygamber’e hakaret edilen bir ses kaydının yayımlandı. Ses kaydının Dürzi bir din adamına ait olduğu iddia edildi. Bahsi geçen din adamı iddiaları yalanladı. Bu olay üzerine Dürzi ve Sünni gruplar Şam kırsalında Dürzilerin çoğunlukta olduğu Ceramana kasabasında çatışma başladı. 30 Nisan’da çatışmalar Ceramana yakınındaki Sahnaya kentine sıçradı. B.N.)

Dürzüler içindeki silahlı bir grup, silahları teslim etmeyeceğiz ama devlet içinde bir grup olabiliriz teklifinde bulundu. Anlaşma yapmaya çalıştılar. El- Hicri buna karşı çıkmıştı. Bu arada El- Hicri 500 kişilik bir gruptur. Diğer gruplar çok daha güçlü.

Çatışmalara devlet bir süre müdahale etmedi. Hiç karışmadı. Köylere tanklarla girildi, köyler yakıldı. O videolardaki kişilerin çoğu Suriyeli değil. Türkistan, Afganistan, Kazagistan’dan gelen mücahit gruplar ve devlet adıyla Dürzülere saldırıyorlar. İddia şu: Dürzüler kafir, onlar da İsrail’i destekliyorlar.

O videolarda kadınlar yok. Kadınlara, çocuklara ne oldu?

80 kadını kaçırdılar. Sadece Daraa’da tutulduklarını biliyoruz, bunun dışında bilgi yok. Öldüler mi yaşıyorlar mı bilmiyoruz. Süveyda’da taciz edilen kadınlar var. Dürzü grupların da kaçırdığı insanlar var ama Dürzülerin kaçırdığı insanlar arasında kadın yok. Birbirlerinden intikam almak için insan kaçırdılar. Değiş-tokuş yapmak için anlaşmaya çalışıyorlar.

İsrail Şam’a saldırdıktan sonra devlet Süveyda’dan çıktı. Suriye’nin başbakanı, Amerika ve İsrail’le bir görüşme yaptı ve buna göre Arap aşiretler ve Sünni aşiretler tamamen bölgeden çıksın ve konuyu kapatalım diye anlaştılar.

Bu bahsettiğimiz aşiretleri devlet bile kontrol etmiyor, yoksa olay bitmezdi. Dün ve bugün en az bin 500 aile Süveyda’dan çıktı, Daraa’ya gittiler. Bu şekil ilerlerse durum kötüleşmez. (Röportajın yapıldığı tarih: 25 Temmuz 2025)

Suriye’yi ne bekliyor?

Colani, İsrail sayesinde başbakan oldu. Kürtler de artık korkuyorlar. Sünniler zaten başka ülkeleri temsil ederek katliam yapıyorlar. Suriye şu an İsrail ve Türkiye arasında kaldı. Bu ülkelerin istediği şeyler yapılıyor. Çünkü başka bir seçenek yok.

Şimdilik en güçlü Türkiye. Çünkü buradaki silahlılara destek veren Türkiye’ydi. Onlar üzerinden çok şey yaptı. İsrail ise burada Türkiye’nin güçlenmesini istemiyor. Ama bu iki ülke de Suriye için kötü. Suudi Arabistan, Suriye’ye Türkiye altında kalmak zorunda değilsin diyor. Aynı zamanda Arap ülkeler Suriye’yi İran karşısında kullanmak istiyor. Ama çoğu cihat grupları güçlendiriyorlar.

Alice’e son olarak ‘Türkiye’de görüşmek üzere’ dediğimde “Türkiye benden hoşlanmıyor” diye yanıt verdi.

Belki durumlar değişir demek isterdim ama sadece “umarım görüşebiliriz” diyebildim.

16 Temmuzda ABD, tüm taraflar arasında bir anlaşma sağlandığını kaydetti. Bu açıklamalar sonrası Şam yönetimine bağlı güçler Süveyda’dan çekildi.

Alice, şimdilik sular durulsa da karşılıklı intikam duygusunun süreceğini belirtti. 

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), ölü sayısının 1120 kişiyi geçtiğini bildirdi.

Gözlemevi, ölenler arasında 427 Dürzi savaşçı ve 298 Dürzi sivilin bulunduğunu, bunlardan 194’ünün “savunma ve içişleri bakanlığı personeli tarafından yargısız infaz edildiğini” kaydetti. 

Diğer yandan 354 hükümet güvenlik görevlisi ve 21 Sünni Bedevi de öldürüldü; bunlardan üçü sivildi. SOHR’a göre “Dürzi savaşçılar tarafından yargısız infazla öldürüldüler.”

İki grup arasındaki çatışmalar sürerken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “Şam’ın güneyine güç konuşlandırılmasına ya da Dürzi topluluğa yönelik herhangi bir tehdide izin vermeyeceğiz” dedi.

İsrailli gazeteci ve akademisyen Seth Frantzman, bu durumu “Yahudilerle Dürziler arasında İsrail devletinin kuruluşuna kadar uzanan eşsiz bir bağ var” diye anlatıyor. 

“Esad rejiminin devrilmesi sonrası, Şam’daki yeni yönetime destek veren radikal grupların, Suriye’nin güneyindeki Dürzilere bir tehdit olduğuna inanıyor İsrail hükümeti. İsrail içindeki Dürziler de İsrail devletine, Suriye’deki akrabalarını koruması çağrısı yaptı, bu sebeple İsrail Şam’ı bombaladı.”

SOHR, İsrail saldırılarında 15 hükümet askerinin öldürüldüğünü belirtti.

 

 

 

Close