Bir ay süren dosya haber çalışması kapsamında yapılan tüm görüşmeler ve saha gözlemleri gazetecilik ilkeleri doğrultusunda, azami editoryal titizlikle hazırlanmıştır. Suç ve suçluyu meşrulaştıran ya da öven bir içerik amacı taşımamakta; görüşme yapılan kişilerin güvenliği gözetilerek kimlik ve detaylar gerektiğinde anonimleştirilmiş, korunmuştur.
Okmeydanı’nda bir zamanlar “istisna” sayılan hikâyeler, bugün mahallenin gündelik akışına karışmış durumda. Diğer taraftan solcu bir babanın oğlunun bugün bir çete lideri olduğu örneği veriliyor. Sözün özü bu örnek, sosyo-kültürel miras diye bir matematiğin kalmadığının kanıtı.
Filiz Gazi
Yazı dizisinin ikinci bölümü için Okmeydanı’ndayım. Metrobüsten inip mahalleye doğru yürürken kulağımda “Biçare insanlar nefsine uymuş. Ortalık karıştı, düzen bozuldu yetiş ya Muhammed Ya Ali!” çalıyor.
Kış bitimi zamanları, kendini sevdirmeye çalışan cılız, sevimli bir güneş var. Mahallenin bir kısmı düzlük, büyük bölümü ise eğimli bir araziye kurulu. Sırt sırta vermiş binalar eski, bazıları neredeyse birbirine değecek kadar yakın.

Duvar yazılarının çoğu, Gazi Mahallesi’nde olduğu gibi, üzeri çizilerek silinmiş. Alt katmanlarında “Uyuşturucuya hayır”, “Hesabını soracağız” ve kadın cinayetlerine karşı yazılar zar zor seçiliyor. Hepsinin altında farklı sol fraksiyonların imzaları var.

Okmeydanı’nda duvarlarda, tıpkı Gazi’de olduğu gibi, artık çete liderlerinin isimleri de var. Bu semtte oluşan Şapkalılar çetesinin yöneticilerinden olduğu söylenen Ataberk Taşkıran ve Emre Kılıçkaya örneğin. Bazı duvarlarda ise çete imzalarıyla sol gruplara ait yazılamalar üst üste, yan yana.


William Golding’in Sineklerin Tanrısı’nda çocuklar ıssız bir adada kendi düzenlerini kurar ve o düzen hızla şiddete, katı bir hiyerarşiye evrilir. Tehdidin dışardan değil, içeriden taşan bir karanlıktan doğduğu anlatılır: “Belki de canavar vardır… Belki de sadece bizizdir.”
Bugün çocukluğu; işçilik, suç, tetikçilik, torbacılık ya da çete liderliği gibi, onunla yan yana gelmesi dahi tuhaf kaçacak kavramlarla birlikte düşünmek, sanki bu toplumun yeni karşılaştığı bir durum, sapma gibi anlatılıyor. Oysa yakın ve uzak geçmişe bakıldığında bunun yeni bir olgu olmadığı apaçık. Hrant Dink’i öldürdüğünde Ogün Samast 18 yaşındaydı. Savcı Doğan Öz suikastının faili İbrahim Çiftçi ise 20. O kadar çok örnek var ki. Yani geçmişte çocuk yaştakiler, memleketin bazı ‘işlerinde’ hep kullanılmıştı.
Mesele yeni ortaya çıkmış bir gerçeklikten çok, daha önce “derinde” kalan, karanlık organizasyon içinde konumlanan, görünmeyen ya da görünmez kılınan pratiklerin bugün alenileşmesi. Bir başka deyişle, bir zamanlar istisna gibi ele alınan olaylar, artık sokakların olağan akışı içinde yer alıyor. Bugün mermiler, gündelik hayatın, mahallenin, sokağın sıradan bir parçası haline geldi.
Olasılıklar dahilinde, yakın bir gelecekte ceza adalet sistemi ‘bu çocukları ne yapacağız?’ sorusunu yüksek sesle tartışmaya başlayabilir. Çünkü çocukların kendilerini var edebilecekleri düşündükleri yolların çoğu bir suç hattı üzerinde. Ve onlara çözüm gibi görünenler en yakınlarında, en görünür yerlerde. Diğer taraftan, kuşaklar arası devredilen yoksulluktan “yırtmanın” neredeyse imkânsız olduğu fikri de gün geçtikçe güçlendi.
‘Buraya göç eden ailelerin bir kısmı korucu aileleri’
Yaklaşık 30 yıldır mahallede yaşayan bir kişi demografik yapıya dikkat çekiyor:
“Mahallede genç nüfus daha az. Eski bir mahalle. Yapılar da eski olduğu için göç sirkülasyonu da çok değil. Buraya göç edenlerin bir kısmı da işin ilginç tarafı korucu aileleri. O ailelerin çocuklardan bazıları politikleşip DEM saflarına geçti, bir kısmı yozlaşmanın içine girdi.”

Genç nüfusun az olması sebebiyle Okmeydanı’nın Nurtepe, Gazi’ye kıyasla görece daha iyi durumda olduğunu söylüyor, ancak sözlerinin devamı şöyle:
“Refah düzeyi yüksek yerde çeteler tutunamaz. Zengin birilerine ‘şunu al, şuraya sat’ diyemezsiniz ama yoksul insana bunu çok kolay bir şekilde yaptırırsınız.”
‘Volkan Reçber’in babası solcudur’
Aynı kişi, 15 Temmuz sonrası döneme işaret ediyor:
“OHAL’den sonra buradaki tüm dernekler kapatıldı. Sol Parti, DEM Parti gibi sadece yasal partilerin binaları burada kaldı. O kapanıştan sonra motosiklet çeteleri gibi oluşumlar türemeye başladı. Bir ara saymıştım, burada 21 dernek vardı. Mesela az aşağıda bir binayı metruk hale getirdiler. Sanki savaş sonrası gibi oldu.”

Buradan çıktıktan sonra o binaya doğru yürüyeceğim.
Bu yorumun ardından çarpıcı bir örnek veriliyor. Solcu bir babanın oğlunun bugün bir çete lideri olduğunu söylüyor. Gazi Mahallesi çıkışlı Volkan Reçber’den söz ediyor:
“Babasını tanıyorum. Babası 80 öncesi devrimci yolcudur. Çok iyi bir insandır, hâlâ görüşüyoruz. Gaziosmanpaşa’da devrimci yolcu derneğinin uzun yıllar örgütlenmesini yapmıştı.”
Nerden nereye. Reçber’in Sedat Peker’le yakınlığından Gazi Mahallesi bölümünde bahsetmiştik.
Sözün özü bu örnek, sosyo-kültürel miras diye bir çıktının kalmadığının kanıtı.
“Dev-genç, dev-mafya”
Mahalledeki dönüşüm, siyasal kültür açısından da farklı bir yere işaret ediyor:
Konuştuğum kişi şunları söylüyor: “Sosyalleşmeden siyasallaştılar, burada canavar oldular. Bir değer oturtamadılar. Eskiden bu mahallelerde çete olmak ayıptı, şimdi sanki meşru gibi. Yapacağın işler meşru değil ki… TikTok’a bakıyorsun, sanki bir değer için savaşıyor gibiler ama ortada bir değer yok. Bir şeyin mücadelesi de değil. Bazen şaka yapıyoruz, ‘dev-genç, dev- mafya.’ diye.”
Kuşak farkı: “Biz duruş peşindeydik”
40’lı yaşlardaki bir başka mahalle sakini ise kuşaklar arasındaki kırılmayı şöyle anlatıyor:
“Bizim jenerasyon çeteden, uyuşturucudan ziyade duruş sergileme peşindeydi. Alt jenerasyonda iş tamamen maddiyata dayalı. Çocuğa bin- iki bin lirayla adam öldürtüyorlar, bırakın uyuşturucu satmayı. Burada sol fraksiyonların da yanlışı oldu. Eğitimsiz, bilinçsiz bir şekilde hareket ettiler.”
Devamında kimi semtlerde suç olan eylemlerin rahat bir şekilde yapılabildiği de söyleniyor: “Tarlabaşı’nda karakolun 10 metre altında kadın uyuşturucu satıyor. Burada da vardı ama barınamadılar.”
‘14 yaşındaki çocuk dizine kadar gelen silahla’

Bir mekânda, Okmeydanı’nda 17 yıldır esnaflık yapan biriyle oturuyoruz. Yıllar boyunca, satır satır buradaki değişime tanıklık edenlerden:
“Öncesinde bu tarz olaylar pek yoktu, belli bir yaşa kadar vardı ama bu kadar aşağı değildi. Burada karakolun yapılması bazı olaylara engel oldu ama bu sefer de gençlerde bir kayma oldu. Yeni nesil çeteler deniyor ya çocuklar onun arkasından gitmeye başladılar. Burada bir iki yıl önce, arabayı park ederken, nezaketen cama vurdum, iki metre ileri kayması için. İndi, kornaya basacaksın dedi. Oğlum dedim, kornaya basmak burada ayıp, insan gibi söyledim. ‘Akıllı olacaksın dayı’ dedi, argo konuşmaya başladı, bir silah çıkardı dizinin boyunu geçiyor. Maksimum 14- 15 yaşında. Etraftan müdahale edeceklerdi, durun dedim. Çocuğun gözünün içine baktım, normal bir bakış değil, bir şey kullanmış. Mermiyi silahın ağza vermiş, insanlara sıkacak. Bunun gibi kaç olay yaşadık burada ve hepsi çocuk. Dizilerdeki kurgu olan hikayeleri gerçek sanıp, kısa yoldan para kazanabileceğini düşünüyorlar.
Benim 14 yaşındaki bir çocuğa yapabileceğim bir şey yok ama onun bana yapabilecekleri çok. Daha sonra o çocuğun ailesine ulaştım. Çocuğu gördüm, o günkü çocuk arasında fark vardı.”
‘Çocuk ‘Şu gruptanım’ diyor ama aslında hiç alakası yok’
“Burada çok isim geçiyor, en fazla Şapkalılar, Daltonlar… Mesele burada bir çocuk “Boyunlardanım” (Barış Boyun çetesi) diyerek tehdit savuruyordu, halbuki baktık hiç alakası yok. Gençlerin böyle bir meyilli de var. Ben şundanım, bundanım diyor.”
‘Kolay para dedi, iki ay sonra Metris Cezaevi’ndeydi’
“Burada çalıştırdığım bir kardeşim vardı. 16 yaşındaydı. Düzgün, temiz bir çocuktu. Bir gün gelip, çıkışını verdi. Ne yapacaksın oğlum dedim. Abi dedi, ben daha iyi bir iş buldum. ‘Kredi kartı işlerine gireceğim.’ Çocuğun IBAN’ını alıyorlar, hesabına para yatırıyorlar, çek bize getir diyorlar. Ya da polisiz diye birilerini arayıp, dolandırdığı insanın yolladığı parayı bunun hesabına yatırtıyorlar. Belirli pay karşılığında, bu işi bilerek de yaptı. Çocuğa bunların yatarı yok demişler. Kolay paranın ömrü de kısa olur, yapma dedik. İki ay sonra Metris Cezaevin’deydi. 6 ay sonra çıktı, şimdi hiçbir yerde iş bulamıyor. Sistemde dolandırıcılıktan yattığı gözüküyor, ömür boyu karşısına çıkacak. Ben de yanıma alamadım, çünkü güvenemiyorsunuz. Nasıl bir yanlış yapacağını kestiremezsiniz.”
‘Akrep, toma olmadan bu mahalleye polis giremiyordu’
“Burayı ilk açtığımızda tuvaletler keş yerine dönmüştü. Her defasında polisi arıyorduk ama o zaman polis buraya giremiyordu. Arkasında ya akrep ya toma olacak, o şekil girebiliyordu. Polis, beklemeniz lazım diyordu. Ama son zamanlarda artık böyle kullanana rastlamıyoruz, bizden korktukları için mi onu bilemem.
Yine yakınlarda burada 24-25 yaşındaki bir gence, gece 2’de 3-4 el mermi sıkıldı. Sonra kamera kaydı alındı. Mermiyi sıkan 18 yaş altı bir çocuk. Korkutma amaçlı, bunu 5 bin lira için yapmış. Bir grubun başındaki kişi cezaevinde. O gruptaki çocuklara parayı veren iş yaptırıyormuş şimdi. Kafası kesilmiş tavuk gibi…” (Olay yakınlarda olduğu için güvenlik gerekçesiyle grupların adını habere almamayı tercih ediyorum.)
‘Siyasilerin olduğu yerde uyuşturucu satan cezalandırılırdı’
“Kimseyi aklamak için söylemiyorum. Siyasiler burada aktifken burada hiçbir şekilde silahlanma, uyuşturucu satışı mümkün değildi. Yakaladıklarını açıkçası cezalandırıyorlardı, dövüyorlardı. Ama şimdi siyasileri mumla arar olduk. Onların esnafa, vatandaşa zorbalığı yoktu. Siyasilerin olduğu yerde uyuşturucu satan dayak yerdi. Şimdi polis yakalarsa cezalandırılıyor, yakalayamazsa her şekilde yollarına devam edebiliyorlar. Bunlar da bu rahatlıkla hareket ediyorlar.
En büyük kanalları sosyal medya. Sosyal medya üzerinden video yayınlıyorlar. Grubun adını vermeyeyim, yüzleri maskeli insanlar paraları paylaşıyorlar, biz bunları kazanıyoruz diye. Ailelerin kontrol altına tutamadığı çocukları, bu gruplar içlerine alıyor. Geçim derdinden çocuklara zaman ayıramayan aileler oluyor burada. 7- 8 çocuğu olan var. Aykırı gruplardan bir çocukla oturup, konuştuğunuz zaman ‘niye yapıyorsun bunları’ diyoruz. Abi benim şansım zaten yok, en fazla her ay 28 bin- 30 bin lirayla ben ne yapabilirim? Bazı bedeller ödeyerek bazı yerlere gelmeye çalışıyorum diyen çocuklar var. Bulduğu, yapabileceğini düşündüğü yol bu. Başka bir çare, çözüm bulamıyor. Burada iki üç tane üniversite mezunu kardeşim, çalışanım var. Üniversite okumak burada hiçbir şey ifade etmiyor. Makine mühendisliğinden (Güvenlik gerekçesiyle bölüm adı değiştirilmiştir.) mezun olacak ama mecbur burada çalışmak zorunda. Yine de helal olsun, kolay paranın peşinden gitmiyor ama kaç tane Mehmet (Gerçek ismi değildir.) var, o da ayrı bir şey.”
‘Alacağı olan da bu çocukları tutuyor’
“Çocuklar mekânı tarıyor. Sonra polis o çocukları bir parkta, çekirdek yerken, kola içerken yakalıyor. Ayakkabı ve cep telefonu için yapmışlar. Bakın çocuk olunca ne için nelerden vazgeçiyor.
Burada yan sokakta bir yere üç defa mermi sıkıldı. Hepsi motorluydu. Alacak- verecek olayı ama tutulanlar yine çocuklar. Alacağı olan da bu gençleri kullanıyor.”
‘Bir süre sonra maşa değil, kullanan oluyorlar’
Konuşmamız biterken, birkaç yıl sonra bu olayların nereye varabileceğinden konuşuyoruz. Son sözler aslında meseleye dair kilit ifadeler. Hakikaten de önü alınmaz bir noktaya gelinebilir.
“Bu gruplar ilerde daha da kötüleşebilir. İçeriye giren bu sefer, ‘Maşa olmayayım, ben maşa kullanayım’ diyor. Yeni çıkan çetelerin çoğu bu şekil ortaya çıkıyor. Cezaevinden çıkanlar, daha önce bunların arasında yanında yer alan kişiler… Biraz daha güçlenince, bu sefer kendisi bir şeyler yapmaya çalışıyor, kendi yol almaya çalışıyor. Çünkü sistemi çözmüş.”
Muhtar: Aileler konfeksiyonda çalışıyor, çocuklarıyla ilgilenemiyorlar
İki yıldır muhtarlık yapan Muhtar Erdal Güney, ebeveynlerin akşama kadar konfeksiyonda çalışan insanlar olduğu için çocuklarıyla az ilgilenebilen insanlar olduğuna dikkat çekiyor:
“Tek tük örnekler var ama bence Şişli’nin en temiz mahallesi burası. 2016’dan sonra burada eskisi gibi olaylar olmuyor. Gençlere çok daha kolay para kazanma hevesi geldi. 20 yaşında istiyor ki, ben çok güçlü biri olayım. Ailelerden daha çok çok psikolojisi bozuk gençler için yardım talebi geliyor.
Voleybol, basket, futbol sahası gibi çocukların enerjisini atabileceği bir yerler yok. Bu imkanlar olmayınca sokakta çocuklar bir araya gelince, akşam vakti yabancı biri geliyor, şunu dener misin diyor. Bu mahallede 20 bin kişi yaşıyor. Alan küçük, binalar dikey ve iç içe. Çoğu baba konfeksiyonda çalışıyor. Eve yorgun geliyor. Çocuk da sevgiyi, muhabbeti arkadaş ortamında arıyor. Aile de çocuklar bizim gibi olacak sanıyor ama bu çağ internet ortamı.”
‘Kentsel dönüşüm şart ama burada yaşayanlar o evlerden alamaz.’
Mahallede konuştuğum bir emlakçı ise yapısal sorunlara işaret ediyor:
“Burada madde kullanımı var. Diğer problem iş yerlerinin binalarla iç içe olması. Tekstilciler mal indirirken, yüklerken yolları kapatır. Tamirciler, tamir edecekleri araçları mahallere çektirir. Burada okullar da var. Sanayi bölgesi ama aynı zamanda mahalle. Tarlabaşında kentsel dönüşüm oldu, oradaki insanlar buraya geldi. İstanbul artık kaldırmıyor. Buradaki binaların çoğu kat mülkiyetsiz, eski binalar. Okmeydanı konum olarak değerli bir yer, merkezi bir yer.”
Sözlerden anlaşılacağı üzere Emlakçı, kentsel dönüşüme ihtiyaç olduğunu söylüyor. Genel tabloya bakınca hak vermemek mümkün değil. “Ama burada yaşayan insanlar bu evlerden alamazlar” deyince “Hiçbir yerde alamadılar. İstanbul’un kaderi bu,” diyor. İstemsiz “Yoksulların” diye şerh düşüyorum. Ondan sonraki sohbet kısa sürüyor.
**
‘Eskiden suç dışardan gelirdi, şimdi komşumuz, akrabamız, yeğenimiz’
Dört gün sonra yine mahalledeyim. Sözleştiğim bir mahalle sakiniyle buluşmak üzere.
Yine bir mekândayız; masada üç- dört kişi var. Sözlerini aktaracağım kişi “Burada en ufak tartışma silahla yaralamaya, öldürmeye kadar gidebiliyor. Önceden böyle değildi; mahallenin insanı tartışırdı ama bu noktaya gelmezdi,” diyerek başlıyor.
Mahalledeki dönüşümü “gücün el değiştirmesi” üzerinden anlatıyor. Eskiden dışarıdan gelen ve “torbacı” olarak adlandırılan kişilere mahallelinin müdahale edebildiğini belirten mahalle sakini, bugün ise durumun farklı olduğunu ifade ediyor:
“Varoşlar biraz güce tapan bir yerdir, güç kimseyse oraya doğru yönelir. Güç, gençleri cezbediyor. Eskiden Tarlabaşı’ndan, Dolapdere’den gelirlerdi. Yabancıydılar, mahalle müdahale ederdi. Şimdi kendi komşumuz, akrabamız. Kendi kardeşimiz, yeğenimiz, köylümüz. Müdahale etmek zorlaştı. O yüzden zaten her grubun kendi bölgesi var.”
‘Hiç yatmadan yurtdışına kaçmanın yollarını arıyor. Çünkü abileri orada’
Verdiği örneklere bakıldığında mahalledeki dönüşüm yalnızca güvenlik meselesi değil; aynı zamanda kültürel bir kırılmaya işaret ediyor. Aynı aile içinde bile farklı yönelimler görüldüğünü söylüyor:
“Bir bakıyorsun abisi şehit ya da ölüm orucuna girmiş; kardeşi çeteye karışmış. Kültürel anlamda değerlerimiz büyük bir erozyona uğradı. Artık gençler geleceğini göremediği için en yakınından anını kurtarmaya çalışıyor. Girdikleri işler basit işler değil. Ölümü göze alarak giriyorlar. Siyaseti tercih etmiyorlar, zaten böyle bir bakışa sahip değiller. Onların derdi toplumsal bir kurtuluş değil bireysel kurtuluş. Anı yaşayan ve hatta bunları biraz da isim yapmak için yapan çocuklar. Gidiyor bir yaralama yapıyor, hiç yatmadan yurtdışına kaçmanın yollarını arıyor. Çünkü abileri (Çete liderleri) orada.”
‘Eskiden varoşlar zenginleri Televolelerde izlerdi, şimdi sosyal medyada”
Mahallede suçun yaygınlaşmasını ekonomik koşullar ve gelir adaletsizliğiyle de ilişkilendiriyor:
“Rakel Dink demişti ya, ‘Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.’ Gelir dağılımındaki adaletsizlik, gençlerin önündeki belirsizlik kaldırılmadığı takdirde, bu çocuklara istersen müebbet ver, arkadan geliyor. Bir operasyon yapılıyor; çeteden 200- 300 kişi alınıyor. Önceden siyasi operasyonlarda bu kadar insan alındığını bilirdik. Şimdi çetelerden. Bu işlerin kaynaklarının kesilmesi lazım. Bu çocuklar için suça bulaşmak, şimdi bizim çay içmemiz gibi bir şey. Çünkü varoş dediğimiz yerler, devletin zorundan, vergisinden başka bir nasibini almamış yerler. Ve buralarda hırçınlık ve intikam duygusu vardır. 95’li yıllarda Televolelerde varoşlara zenginlerin yaşantısı anlatılıyordu. Şimdi zenginlik sosyal medyada, her yerde. Latin Amerika’da zenginlerle fakirleri ayıran duvarlar vardır. Etrafı banliyö ama yoksul görmeden yaşayabiliyorlarmış. Biz Latin Amerikalaşıyoruz. Çünkü emin olun bütün yük buralarda birikiyor. En iyi üniversitede okuyan bir genç bu ülkede gelecek göremiyor, bu mahalledeki genç nasıl görsün?”
‘Burada çoğu bina rapordan geçemez’
Mahallede çetelerin sosyal medya üzerinden örgütlendiğini ve korku yaratarak alan hakimiyeti kurduğunu belirten mahalle sakini, son dönemde iki grup arasında çıkan çatışmada bir kişinin hayatını kaybettiğini de aktarıyor. Olay sırasında mahallelinin iki gruba da müdahale ettiğini söylüyor.
“Burada tam anlamıyla hegemonya kuramadılar. Herhangi sorun olduğunda devreye girildiğinde çekiliyorlar. Aralarında kız çocukları da var. O onun kız arkadaşı, erkek arkadaşı. Şimdi metamfatamin var, eskiden bonzai. Sosyal medya üzerinden örgütleniyorlar ve korku yaratıyorlar. Korktuğunuzu anladıkları an sizin üzerinize çökerler.”
Kentsel dönüşüm ihtiyacına da dikkat çeken mahalle sakini, mevcut yapıların büyük bölümünün riskli olduğunu belirterek yerinde ve borçlandırmadan dönüşüm talep ediyor:
“Kentsel dönüşüm olmalı. Bu oturduğumuz binaya güvenmiyorum, karşı bina dökülüyor, buradaki evlerin hemen hepsi eski. Burada çoğu bina rapordan geçemez. Yerinde dönüşüm istiyoruz, borçlandırarak değil.”
‘Çalışarak kazanacağı parayla hayatını kuramayacağını düşünüyor.’
Mahalle sakinine göre, tüm bu tablo yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklanamaz. “Umut krizi” olarak tanımladığı bir dönemde, gençlerin emekle kurulan bir geleceğe olan inancını kaybettiğini söylüyor:
“Umut krizi gibi bir dönemdeyiz. İnsanlarda bir umutsuzluk hâkim. Çocukla konuştuğumda, ‘Ben günde şu kadar kazanıyorum, bana verebilir misiniz?’ diyor. Çalışsam da şu kadar alacağım diyor, bu parayla neyi kurtaracağım diyor. O yüzden kısa yoldan çıkış arıyor. Emek harcayarak, alınteri dökerek para kazanma fikri gençler için yok. 3- 5 ay çalışıp, çıkıyor. Bizim babalarımıza baktığımızda daha uzun erimli, hatta çalıştığı yerden emekli olan insanlar vardı. Bu nesil öyle bir şey düşünmüyor. Sıkılıyor ya da zaten o para ona yetmiyor. Ekonomik şartlar zaten zor.
15 Temmuz’dan sonra burada kurumlar basıldı. O zaman bizle değil, uyuşturucu çeteleriyle uğraşın dedik. Koca mahallenin tanıdığı torbacıyı sen nasıl tanımazsın? Gençler muhalif olacağına, politikleşeceğine çürüyüp, kontrol edilebilecek gençlerin olmasını tercih ediyorlar.”
‘Aile çete yüzünden yardım istiyor ama kendi çocuğu da çete’
Sohbetimiz esnasında yanımızda olan bir başka mahalleli ise şu örneği veriyor:
“Burada bir aile bizden yardım istedi, çeteyle başı dertte diye. Senin çocuğun da çete değil miydi diye sorduk. O raddeye gelene kadar karışmamışlar, çünkü çocuk para kazanıyor.”
Masamızdaki diğer kişi ise bu yaşananı şöyle tamamlıyor: “Eskiden aileler çocuklarına ‘siyasiyelere bulaşmayın’ derdi, şimdi bizden yardım istiyorlar. Ama artık biz bulaşmayız.”
Bu bölüm biterken notum:
Şehir dediğimiz şey sadece binalardan ibaret değil; ya insanı ayakta tutan bir zemin olur ya da yavaş yavaş içine çeken bir bataklık. Neoliberal dünya düzeni ise, bir avuç azınlığın lüks ve şatafat içinde yaşamını sürdürebilmesi, bu hayatın kendilerine özel olmasının devam etmesi için, milyonların yoksulluğunu acımasızca, hararetle koruyor.
True Detectıve adlı dizide geçen bir cümle bunu neredeyse fazlalıktan arındırılmış basitlikte bir yerden söyler:
-Dünyada birçok yoksul mahalle var.
-Aslında hepsi bir mahalle. Uzay boşluğuna açılan dev bir oluk gibi.
Okmeydanı, yazı dizisinin ikinci durağı olarak, ilk bölümde ortaya konan temel tespiti yeniden doğruluyor: Yoksul mahalleler arasındaki benzerlikler, tekil ve yerel açıklamalardan çok daha geniş bir yapısal çerçeveye sahip. Bu nedenle mesele, her mahalleye özgü ayrı ayrı çözümler üretmekten ziyade, bu benzerliği üreten koşullarla mücadeleyi gerektiriyor.
Belirleyici olan, sınıfsal eşitsizlikler. Gençlerin önünde seçenekler yok. Ailelerin geçinememesi, çocukların “başka bir hayat mümkün” diyebileceği yolların kapalı olması… Sorun tam da burada düğümleniyor. Yoksa mesele, kolaycı bir genellemeyle “yoksul mahalle = suç” demek değil. Bu minvalde indirgemeci bir yaklaşım yapısal nedenleri görünmez kılmak için var.
Asıl mesele, ekonomik ve sosyal politikaların hangi öncelikler üzerinden kurulduğu. Rant odaklı şehirleşme anlayışı, barınma hakkını, sağlıklı yaşam koşullarını ve kamusal hizmetlere eşit erişimi temel alan bir yaklaşıma hiç yanaşmayan politikalar, sorunları bu noktalara getirdi.
Ülkenin ihtiyacı olan şey de aslında çok temel: Rantı önceleyen değil, insanı önceleyen bir düzen. Barınma hakkını, sağlıklı yaşamı, kamusal alanı, gençlerin nefes alabileceği imkanları esas alan bir şehir politikası. Hayatta kalmanın zor olduğu bir düzen değil, onuruyla yaşatan, hayatı sevdiren bir düzen.
