Close
Siyasi Mahalleden Çete Ağına Gazi Mahallesi-1: 13 yaşında torbacı, 15’inde tetikçi

Siyasi Mahalleden Çete Ağına Gazi Mahallesi-1: 13 yaşında torbacı, 15’inde tetikçi

Bir ay süren dosya haber çalışması kapsamında yapılan tüm görüşmeler ve saha gözlemleri gazetecilik ilkeleri doğrultusunda, azami editoryal titizlikle hazırlanmıştır. Suç ve suçluyu meşrulaştıran ya da öven bir içerik amacı taşımamakta; görüşme yapılan kişilerin güvenliği gözetilerek kimlik ve detaylar gerektiğinde anonimleştirilmiş, korunmuştur. 

Gazi Mahallesi’nde suçun örgütlenme biçimi değişti. Artık içerde, çocuk yaştakiler suç ağlarının kılcal damarlarını oluşturuyor. 13–15 yaşındaki çocuklar uyuşturucu satıyor, tetikçiliğe sürükleniyor. Mahalle Emniyet’in kontrolünde olmasına rağmen, yerel aktörler “yerimiz yurdumuz belli” diyerek isim vermekten kaçınıyor. Aileler ve mahalleli ise aynı noktada birleşiyor: Bu ‘düzeni’ durduracak bir güç kalmadı.

Filiz Gazi

Fidel Castro, gençliği paradan tiksindirmekten söz etmişti. Ondan yüzyıllar önce Sparta’nın yasa koyucusu Likurgos, paranın biriktirilmesini ve dolaşımını zorlaştırmak için demirden ağır paralar bastırmıştı. O kadar ki, bin drahmilik bir parayı taşımak için bir öküz arabası, evde saklamak için de koca bir oda gerektiği aktarılır.* Her iki yaklaşım da paranın toplumsal hayat üzerindeki etkisine dair ortak bir varsayıma dayanıyordu: Paranın insanı bozduğu fikri. Bu fikir tarihin bir yerinde kaybolmadı; aksine, sarsılmaz bir gerçeklik olarak kabul edildi. Bugün para, yeryüzünün en güçlü uzlaşısı. Hatta bir inanç sistemi gibi işliyor; din gibi, dil gibi, sınırlar gibi ama hepsinden daha belirleyici.

Dünyanın neresine giderseniz gidin, yoksul mahalleler birbirine benzer. Dıckıns, Mârquez’in Orhan Kemal’in karakterlerinin hemen hemen aynı olmaları gibi. Çünkü yoksulluk, coğrafyadan bağımsız bir hayat üretir. Gazi, Nurtepe, Okmeydanı, Sultangazi’de konuşulanların, yaşananların iç içe geçmiş hikayeler olması gibi.

İlk üç mahallenin ortak özelliği, eskiden sol örgütlerin güçlü olduğu mahalleler olmalarıydı. Bu yüzden sakinlerinin de Aleviler ve Kürtler olması tesadüf değil. Sosyo-kültürel sezgilerden dolayı şehirlerde benzerler benzerlerini mıknatıs gibi çeker. Bu biraz da ayakta kalmak için duyulan sezgidendir.

Altı yıl önce, aynı mahallede benzer bir haber için dolaşırken insanlar isim vermekten bu kadar çekinmiyordu. Bugün ise sadece mahalle sakinleri değil yerel aktörler de güvenlik gerekçesiyle isimlerin kullanılmasını istemiyorlar. Mahalli bir yönetici “Yerimiz yurdumuz belli,” diyor: “14- 15 yaşındaki çocuklar çok rahat bir şekilde insan vuruyorlar. O yüzden ismimizi vermeyelim.”

Mahalledeki duvar yazıları da değişmiş; artık başka şeyler söylüyorlar. Bir zamanlar sol örgütlerin sloganlarıyla kaplı olan duvarlar, şimdi “uyuşturucuya hayır”, “yozlaşmaya hayır” yazıları ve çete liderlerinin isimleriyle dolu.

Fot: Filiz Gazi
Fot: Filiz Gazi
Fot: Filiz Gazi

Eski yazılar bütünüyle yok olmamış. Çoğu duvar yazısını okuyabilmek için karşılarında durup harfleri seçmeye çalıştım. Zira kolluk tarafından, hemen hepsinin üzeri boyayla kapatılmış. Suruç’tan Gazi olaylarına uzanan “Hesabını soracağız” cümleleri, duvarlarda silik izler halinde kalmış. Aslında tam da bu anlar manidar: Geçmiş, belli belirsiz izlerle hatırlatıyor kendini. Ve o “hesap”, sorulamamış.

Fot: Filiz Gazi
Fot: Filiz Gazi
Fot: Filiz Gazi
Fot: Filiz Gazi

Mahallenin ana caddesinin üzerinde biri kalekol diğeri karakol olmak üzere iki güvenlik birimi bulunuyor. Devletin görünürlüğü yüksek; ama ne yazık bu durum suçun önüne geçmek için engel değil. Hatta genel kanı “Burası zaten yozlaştırılmak isteniyordu” yönünde.

Fot: Filiz Gazi
Fot: Filiz Gazi

‘Çocuklar karşısındaki gücün kim olduğunu umursamıyor’

Arama motoruna “Gazi mahallesi” yazıldığında çıkan haberlerden de anlaşılacaktır. Mahallede son yıllarda suç profiline ilişkin önemli bir değişim yaşandı. Konuştuğum yerel bir sorumlu durumu şöyle anlatıyor:

“15 yaşındaki çocuklar tetikçilik, torbacılık, çek-senet tahsilatçılığı yapıyorlar. Parayı verdiğin zaman gözleri bir şey görmüyor. Karşısındaki kişinin kim olduğunu da umursamıyorlar. Milletvekili de olabilir avukat da polis de muhtar da. En son mesele bir avukat vurulmuştu.” (Sinan Ateş cinayeti davasında sanık olarak yargılanan ve MHP ile yakın bağları olan avukat Serdar Öktem, ofisi önünde uzun namlulu silahlarla düzenlenen saldırıda hayatını kaybetmişti. Cinayeti Daltonlar Çetesi üstlendiği öne sürüldü. F.G.)

Hangi gruplar güçlü diye sorduğumda ise duraksamadan verilen yanıt ise şu:

“Çok grup var. Arap Emrah, Volkan Rençber, Daltonlar, Casperler, Barış Boyunlar… Hepsi var burada.

İki yıl önce, Volkan Reçber’in burada dayısının hayır yemeği vardı. Cemevi çıkışında silahlar konuştu. Bir kişi vuruldu. Diğer grup yemekten sonra onlara saldırdı.

Operasyonlar yapılıyor, yapılmıyor diyemem ama bitmiyor. Öyle bir tezgâh ki, biri gidiyor, diğeri geliyor. Okul gibi, ön hazırlığı var, aşama aşama ilerliyorlar. Silah bulma sorunu zaten yaşamıyorlar. Neler yaşadık biz bu mahallede… Aile baş edemedi, dairesini sattı. Uyuşturucuya para yetmedi, çocuk evdeki televizyonu kaçırıp sattı. Babasının ayakkabısını satan çocuk oldu. Aile, çocuğu köye getiriyor, çocuk şehre gelince yine devam. Adam, günde 4- 5 bin nasıl versin çocuğa? Bazılarını özel hastanelere götürdük, indirim istedik. Hastaneden geliyorlar, kan temizlenmiş ama beş gün sonra yeniden başlıyor. Ailelerin sürekli bir şekilde yardım alabileceği bir yer zaten yok.”

Konuştuğum kişinin sözünü ettiği Volkan Reçber, yurtdışında, firari. Reçber, Gazi mahallesi çıkışlı organize suç şebekesi lideri olarak biliniyor. Ailesi Sivas, Zaralı. Alevi. Zülfikâr kolyesinin hep boynunda olduğu söyleniyor. Hatta Sedat Peker’le yakın olduğu, Peker’in boynundaki zülfikarın da ondan hediye olduğu anlatılıyor. (Bu bilgiler onu tanıyanlar tarafından anlatıldı.) Reçber, mahallenin duvarlarında en çok rastladığım isimlerden.

Fot: Filiz Gazi
Fot: Filiz Gazi

Reçber’in nereli olduğunun ne önemi var diye düşünülebilir. Ancak Gazi çıkışlı suç örgütü liderlerinin geçmişte sol hareket içinde yer almış kişiler olduğu, neredeyse her görüşmede karşıma çıktı. Hatta birkaç yıl önce çatışan iki grubun liderlerinin geçmişte bir dönem yakın arkadaş olduğu da anlatıldı. Bu konuya dosya haberin Okmeydanı bölümünde yeniden döneceğim.

Diğer bir bilgi ise… Volkan Reçber’den Barış Boyun’a Gazi Mahallesi’ne erzak, et yardımı yaptıkları. Konuştuğum bir çete mensubu “Ayda bir 50 kurbanlık et için ararlar, dağıt diye” şeklinde anlattı. Garip bulduğumu fark edince ise gülerek “Günah çıkarmak için” dedi.

‘Siyasetten içeri düşenler ayrı, adli suçlular ayrı’

Mahalledeki yerel idari düzeydeki temsilci, örgütlenme biçimlerinin klasik hiyerarşilerden çok daha esnek olduğunu ve lider kadrolarının cezaevinde ya da yurtdışında olmasının faaliyetleri durdurmadığını belirtiyor:

“Bazı grupların başları cezaevinde, bazıları yurtdışında ama fark etmiyor. Ceplerine üç beş kuruş para konuluyor. Çocuk, 50 bin liraya adam vuruyor sonra Yunanistan’a kaçırılıyor mesela. O hale gelmiş. Mahallede bir tur atın, motorlu gruplar göreceksiniz. Mesele ne iş yapıyor bu çocuklar? Gündüz yer kestirip, gece iş yapıyorlar.”

Konuştuğum yetkili geçmişe de referans vererek, siyasi örgütlerden boşalan alana çetelerin, tefecilerin geldiğini söylüyor:

“Operasyon yapılıyor ama onlar için çok engel olmuyor. Mesele burası polisin yoğun olduğu bir yer. Özel timlerin, kalekolların, karakolların olduğu bir yer. Mahalle komple aslında Emniyet’in. Ama ona rağmen çok rahat bir şekilde yapabiliyorlar. Birtakım siyasi derneklerin oluşu bunları engelliyordu. Torbacılık yapamıyorlardı. Esrar satılamıyordu, ‘bunlar terör örgütleri mensupları’ diye kapattılar. Çoğu zaten şimdi içerde. Hepsine müebbet verildi. Uyuşturucuyla mücadele eden insanlar cezaevinde, yerine tefeciler, mafyalar geldi.”

Şu notu ekleyerek ilerlememde fayda var: Geçmişte devrimci sol örgütleri öven de var, yöntemlerinin ölçüyü aştığını söyleyerek sert biçimde eleştirenler de. Örneğin bu grupların “adaleti sağlama” adı altında geçmişteki bazı uygulamalarından bahsedildi. Örneğin, teşhir amacıyla, bir gencin hırsızlık yaptığı iddiasıyla mahallede kapı kapı dolaştırılması, yüzüne tükürtülmesi gibi. Gazetecilik sınırlarını geçip, “Bunlar korkunç yöntemler değil miydi?” sorum ise “Örgüt bu! Disiplin gerekliydi,” şeklinde yanıtlandı.

Okmeydanı’nda görüştüğüm bir kişi de, sol örgütlerin zaman zaman “Bilinçsiz, eğitimsiz yöntemler kullandığını” ve yeri geldiğinde onların da güce ulaşmanın avantajlarını kullandıklarını söyledi. Ancak aynı kişi, bugünü anlatırken şu çarpıcı değişime işaret etti: “Eskiden aileler çocuklarına ‘siyasiyelere bulaşmayın’ derdi, şimdi bizden yardım istiyorlar. Ama artık biz bulaşmayız.”

Sonuç olarak, bu tablo tek bir doğruya indirgenemeyecek kadar karmaşık ve çelişkili.

**

‘Para kazanmaya başlayınca kimseyi dinlemiyor’

Yerel idarede görevli bir başka kişi, yaptırım güçlerinin sınırlı olduğunu belirtiyor. Gazi’deki durumun yalnızca gelir eksikliği değil, seçenek eksikliği olarak tarif ediliyor: “28 bin lira maaş alıp, 25 bin lira kira veren biri ne yapacak?”

“Aileler yardım istiyor ama yaptırım gücümüz olmuyor maalesef. Çok dayatmacı bir yaklaşımla değil de ortacı bir yaklaşımla çözebiliyoruz. İkna etmeye, araya birilerini koymaya çalışıyoruz. Ben 24 saat mahallede olan bir insanım. Evimiz, yurdumuz burada. Çok ters gitsek bizim de ne yaşayacağımız belli değil, her şey olur. Çünkü orada bir rant ağı, kazanç var. Ayda 300- 400 bin liralardan bahsediyorlar. 18 yaşındaki bir çocuk bu geliri bırakır mı sizce? Seni beni dinler mi? Geçim sıkıntısı büyük. Burada gecekondu kısmını bir gezin; ailede engelli olan var, yetim çocuklar var. Siyasetten içeri düşenler ayrı, adli suçlular ayrı. Çocuklar buradan çıkmanın yolunu başka türlü arıyorlar. Ancak bu şekil para kazanabilirim diyor. 28 bin lira maaş aldı, 25 bin lira kira verdi, ne kaldı? 3 bin. Çocuğa mı bir şey alacak, mutfağa mı verecek? İşin altında önce bu yatıyor, sistem baştan sıkıntılı.”

**

‘Çocuk, TikTok’ta paylaşılsın diye ‘Adam vurdum’ diyor’

Konuştuğum bir diğer kişi hala aktif olarak bir çetenin içinde. “Uyarısı ve ricası” üzerine grubun adını haber metnine almıyorum. Görüşme sırasında sorduğum sorulara verdiği yanıtları, -mümkün olduğunca- müdahale etmeden, olduğu gibi aktarıyorum:

“Mahalle ortamı, arkadaş çevremizden dolayı tanıştık. İş alımı gibi bir şey düşünme yani. Bir bakmışsın işin içindesin. Tetikçilik var, bir ara akşamları içip içip sağa sola ateş ediyorduk. Şimdi daha bilinçlendik.

Çoğu zaman ateş ettiğimiz yerleri tanımıyorduk. Alkol kullanırım ama uyuşturucu kullanan bir insan değilim. Fazla yatmadım, bir seneye yakın yattım. Cezaevinden çıktıktan sonra devam ediyorsun, mecbur yani. Çünkü artık bu yola alışmış oluyorsun; bu yolun yolcusu gibi düşün. Parası da biraz hoş geliyor. Taş atıp da kolun yorulmuyor. Basit şeylerden para bulabiliyorsun. Silah satmak, silah ticareti gibi. Ama uyuşturucuyla hiç işim olmadı. Biz o işi yapan insanlar değiliz.

Değişiyor. Mesele bir tane silah sattın, aracı oldun. 5 bin de kalır sana, 10 bin de. Silahın türüne bağlı; ağır silah mı sattın, küçük mü sattın, o önemli. Tabancadan bir şey kazanamazsın. Keleş, el bombası…  Fiyatlar değişik, herkes farklı fiyata satar. Her şey var yani.

Tanıdıklarımız var. Bu işi birebir yapanlar var, mesela biz aracıyız. Glock silah istiyor adam, diyoruz var mı, ne kadara var? Ya satıcıyla alıcıyı buluşturuyoruz ya da biz kendimiz alıp götürüyoruz.

Bu işin yapan kişinin aileyle bağı yoktur zaten. Sabah kalkıp işine giden, akşam evine dönen profil değil yani bu işleri yapanlar. Bizim işte , o para orada erir gider… Tarih boyunca da kimse o yoldan para biriktirememiştir. Biriktiren de kazayla belayla elinden kaybetmiştir o parayı. Hayrını görmüyorsun yani o paranın.

Bu işlerde para kazanan öncelikle en tepedeki kişidir. Yani abiler, yanında gezdiğin kişiler, dayılar. Sınıflandırma gibi düşün yani. (…) (Verilen örnek, hukuki değerlendirme kapsamında haber içeriğine dahil edilmemiştir.) O şekil düşün yani, anladın mı?

Yani şimdi yanlış anlama, insanın hoşuna da gidiyor az çok. Kazanmak istediğini kazanıyorsun ya, kimin ne kadar kazandırdığı çok da ilgilendirmiyor.

İletişim telefonla… O kanal bu kanal, yok şu yollar bu yollar, bunlar biraz süsleme şeyler. Dizilerdeki gibi alengirli değil o kadar. Kimse kendini kandırmasın yani. Gazideyiz şu an, Bağcılardaki adama dumanla ulaşacak halimiz yok. Telegram, WhatsApp… Şöyle düşün yani, bir yolun yolcusuysan bulursun. Meslektaş gibi düşün. Sen bir gazetecisin, gazeteci gazeteciyi tanır. A çetesindeysen, B çetesindekini de bulursun. Mahalle, semt fark etmiyor; illaki bağlantı kuruyorsun.

Etiler’de büyüyen birinin çeteyle ne işi olabilir? Yoksul mahallelerde bu şekil yetişiyorsun.

Benim gidişim o tarz değildi ama filmler, diziler insanları etkiliyor. Cezaevinde tanıştıklarım oldu. Çocuğun üstü başı yok, bu kötü bir şey değil aslında ama konuyu bil diye anlatıyorum. Suçun önemi yok, cezaevi farklıdır yani. Sen kader mahkûmusun, yardımcı olursun. İki üç parça elbise verdik mesela. ‘Kardeşim, Allah kurtarsın, neden geldin?’ dediğin zaman, ‘Abi biraz da TikTok’ta bizi paylaşsınlar’ diyenler vardı yani. Kafa yapısını anlıyor musun? Adam vurmuş oraya gelmiş, TikTok’ta görüneyim diyor. Bundan ötesi yok. Namus meselesi değil yani, ekmek davası değil. Film, dizi etkili oluyor mu diyorsun da buradan anla yani. ‘01’ falan… Orada patır patır adam öldürülüyor ama kimse tutuklanmıyor. Bilinçli insan içeride pişman olur ama cahil cühela çocuk var içerde. Kafa yapısı oyun gibi. Görüşlerde ailelerini görüyorduk yani, garibanlar. Anaları bilirsin, anlarsın.

Cezaevinde paran varsa kralsın, yoksa beş kuruş etmiyorsun. Dışarda yaptıklarının hiçbir önemi yok. İçerde söz sahibi olmak istiyorsan paran olacak abi. Paran varsa içerde de olsan imparator sensin. Yoksa seni meydancı yapıyorlar işte. (Koğuşlarda para karşılığı temizlik işlerini yapan kimse. F. G. Konuştuğum kişi “Getir- götür yaparlar işte” diye anlatıyor.)

Yanlış anlama, bugün dışarıda parasız adama da ‘boş adam’ diye bakılıyor. Dışarıda bile değeri yokken içerde nasıl bir değeri olur, sen hesapla yani. Bazen babacan adama denk gelirsin, içerde bakar sana. Ama her yerde aynı değil. Cezaevleri dolu; sıcak yatak, soğuk yatak sistemi var. Adam gece uyumuyor, gündüz uyuyor yani. (Bahsettiği sistem “vardiyalı uyku/ yatak sistemi” olarak anılıyor. Buna göre, bir yatakta birden fazla mahkûm, farklı saatlerde uyuyor.)

İçerde tanışıyorsun mesela, bakıyorsun adamın geleni gideni var. Adam istediğini alıyor; lüks eşofmanlar, pantolonlar şunlar bunlar gibi…  Sen mecburen soruyorsun, bu gelir nerden falan diye. Adam sana işini anlatıyor. İçerideki adam da diyor ki, ‘Yarın öbür gün ben de bu işi yapsam, yakalansam, içerideyken kral gibi takılacağım.’ Bu da yönlendiriyor seni.

Açık dosyalarım var, çok konuşamam şimdi. Adam öldürmedim ama vurdum. Yaraladım yani. Açık söylemek gerekirse kimse kimseyi bedavadan vurmaz yani. Karşı taraftaki kişiyle ya aynı yoldasındır ya da aynı yola denk gelmişsindir. Anlıyor musun dediğimi? Bir düşmanlığın, hasımlığın vardır yani. Kalkıp bugün kafamın estiği gibi olmaz. Böyle bir şey yok yani. Nasıl anlatılıyor ama böyle bir şey yok yani. Ekmeğinde olan insanla işim olmamıştır.

Herkesin alanı farklıdır. Uyuşturucu işi yapan ayrıdır, silah işi yapan ayrı. Motor çalan gruplar var mesela. Tek işleri motor çalıp, satmak. İş arıyorsun, aranıyorsun yani diyelim, bu tarz yaralama işleri arıyorsun, silahın da var. Telegram’da biraz dolanıyorsun. Ne lazım sana? Motor. Kalkıp kendi motorunla, Ahmet’in Mehmet’in motoruyla gitmeyeceksin tabi ki de. Kaza bela bu işler. Adamın ayağına sıkıyorsun, bir bakmışsın, atar damarına gelmiş, ölmüş.”

Konuşma devam ederken oturduğumuz mekâna bir genç geliyor. Daha küçük gösterse de 17 yaşında olduğu söylenen çocuğa şakalar yapılıyor. Bana dönüp, “Bak mesele bunun 200 bin lira borcu var’ diyorlar. “Nasıl?” diye sorunca:

“Kasa yapıyordu, kasa veriyordu millete, sokakta oynatıyordu. Sanaldan, telefon üzerinden oynatıyor. Sonra ne oldu? Oynayanlar parayı vermiyor. Kasa benim, bu kolum diyelim. Sistemi buna veriyorum, bu parayı toplayıp bana getiriyor. Oynatanları da veresiye oynatıyor, adam yol alıp gidiyor. Sonra diyor ki, ‘Gel buraya.’ 200 bin liralık oynamışsın, para nerede? Abi diyor, kaçtı. Öyle bir şey yok, o parayı getireceksin!”

(Kaçak kumar; anlatılan teknikten çok anlamasam da detaya girip konuyu dağıtmıyorum.)

“Yardımcı oldunuz mu? Borcuna,” diye soruyorum. Yanıt: “Yok, kendi kendine çalışıyor.”

Çete üyesi, çocukla şakalaşırken şunları söylüyor:

“Şimdi buna desinler, şurayı 300 bine kurşunla, gider. Öyle düşün. Her şeyin başında ekonomi var. Yanlış anlama. Bu çocuk bugünün şartlarında 50 bin lira kazansaydı, uğraşır mı böyle saçma sapan işlerle? Uğraşmaz. Adam sana diyecek ki, ‘Git şurayı 50 bine kurşunla’, o zaman ben sana 50 bin lira vereyim, konuşma, çakal dersin. Ama ihtiyacın olduğun için gidiyorsun. Sistem artık herkesi kendi haline bırakmış. Bu şekil olunca yargılayan yok, sorgulayan yok. İnsanların gözünü açarsan ne olacak? Bu sefer her şey değişir. Ama şimdi herkes bayılmış.”

Bu ifadem, dış görünüşe dair bir ezbere yaslanmak için değil. Ama yanımıza gelen çocuk, o ezberleri boşa düşürecek kadar “temiz” yüzlü bir çocuk. Sokakta karşılaşsanız ihtimal vermezsiniz. “Bunun böyle gözüktüğüne bakma, ayak üstü sana art arda kırk yalan söyler, ruhun duymaz” diyor. Sonrasında çocuğun silahlı fotoğrafını gösteriyorlar.

Gencin sorularıma yanıtları kısa. Aklımdan, “yapma etme” gibi nasihatler geçmiş olsa da anlamsız, karşılığı olmayan, söylenmiş olmak için söylenmiş sözler olacağını düşünüyorum.

‘Eskiden siyasiydi şimdi çete işine döndü’

Geçmişte suç örgütleriyle bağlantısı olan ve halen daha mahallede yaşayan 25 yaşındaki bir gençle buluşuyoruz. Omuz, kol ve bacak olmak üzere üç yerden vurulduğundan söz ederken kurşunların giriş çıkış yerlerini gösteriyor. Omuza geçecekken “Tamam ablacım, kâfi” -içim biraz fena olduğu için- diyorum. Gülüyoruz. “Ben sana kısa özeti anlatıyım abla” diyor. Hikayesi kişisel ama kader ağlarının örüntüsü kolektif:

“Ben doğma büyüme buralıyım. Buradaki gençler kolay paraya düştü. Eskiden siyasiydi, şimdi çete işine döndü. Benim çoğu çevrem cezaevinde, ben de şu yaşıma kadar üç kez vurulmuşum abla. Biz de bir zamanlar onlar gibiydik. İlk 16 yaşında vuruldum. Abi dediğim bir kişi uyuşturucu yüzünden öldü. Uyuşturucu satanlara karşıydı, onu öldürdüler. Sonra biz onlara saldırdık. Şuramdan girdi mermi, şuramdan çıktı. (Kolunu gösteriyor) Omzumda, bacağımda da var.

Annem babam ayrı, annemle yaşıyoruz burada. Şimdi her şeyden elimi ayağımı çektim. Az önce fotoğrafını çektiğin duvar yazılarının bazılarını ben yazdım abla. (Buluşmamızdan kısa süre önce iki- üç sokak arkada fotoğraf çekerken beni fark ettiğini ama yanıma gelmediğini söylüyor. “Uyuşturucuya hayır” yazılarını kast ediyor.)

Şu an kim aktif sana söyleyeyim abla. 15- 16 yaşındaki çocuklar torba tutuyor, onlar aktif. Onların üst torbacısı da 18- 19 yaşında. Çocuğun ailesinin durumu kötü, bir bakıyor çevresine: Arkadaşının altında kiralık araba, cebinde para. Ailesi de bu çocuğa çalış, çalış diyor. Çocuk ne yapıyor? Kolay para cazip geliyor. Sonra ondan bir üstü ‘Ya sen niye çalışıyorsun ki, gel benim torbamı tut, senin cebine haftalık para koyayım’ diyor. Çocuğu alıyorlar, güzel bir yemek yediriyorlar, kulübe getiriyorlar. O çocuk da ailesinden kopuyor, onların peşinden sürükleniyor gidiyor işte. Bana da yapıldı abla. Benim çok sevdiğim bir arkadaşım var, bir ay sonra çıkacak. Çağlayan adliyesindeki olay yüzünden alınmıştı. 8. senesini tamamlıyor. (Gazi Mahallesi’yle bağlantılı grupların adı, yıllar önce Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde çıkan silahlı çatışmayla da gündeme gelmişti. Basına yansıyan bilgilere göre, olayda organize suç grupları arasında bağlantılar olduğu ve “Arap E.” lakaplı isimlerin de bu dosyada geçtiği belirtilmişti. Çatışmanın ardından çok sayıda kişi gözaltına alınmış, bazı şüpheliler tutuklanmıştı. F.G.)

Biri alınıyor, isim veriyor, sonra yüz kişi daha alınıyor, sonra o isimleri alıyorlar, sonlar onlar da isim veriyor. Ama esas torbacıların keyifleri yerinde. Görürsün böyle, rahat rahat gezerler, satışını yaparlar. Abla çok belli de ederler kendilerini. Beygiri yüksek motorlarla gezerler. Ben bıraktım artık. Şu an beni kimse vurmaz, bir tek annem vurur.

Nasıl başladım abla… Yakın arkadaşına biri musallat oluyor, ailesine zarar veriyor, bunlar da çevreye zarar veren insanlar. İçgüdü var insanda, ister istemez insan sinirleniyor, bir giriyorsun işine, ne olduğunu anlamadan geçiyor.

Burada çok suçsuz insan vurulmuştur abla. Birkaç yıl önce Pınar diye bir kadın vuruldu. Çatışma çıkıyor, kadın kafasını uzatıyor, mermi kafasına geliyor, ölüp gidiyor. Bizim birçok arkadaşımız hiç alakasız şekilde vuruldu.

Genelde zaten budur abla. İki taraf çatışır, bir şey olmaz, suçsuz kişi vurulur. Burada kimler var? Volkanla (Reçber), Arap var (Arap Emrah lakaplı kişi, Gazi Mahallesi bağlantılı organize suç gruplarıyla ilişkili ve geçmişte silahlı çatışma dosyalarında adı geçen bir figür olarak biliniyor. F.G.), siyasi ile çete var, işte şunla bu var. Satma diyenler ve satanlar var.”

Gazi’de, olaylarla ilgisi olmayan insanlar, sokakta yürürken, ya da evlerinin balkonlarında hayatını kaybetti. Örneğin Polat ailesi, 30 Aralık 2023’te araçlarıyla Gazi Mahallesi’ndeki Heykel Parkı’na geldiklerinde, iki çete arasındaki çatışmanın ortasında kaldı. Kurşunlardan biri, babasının kullandığı aracın arka koltuğunda oturan 14 yaşındaki Büşra’nın başına isabet etti. Büşra, doğup büyüdüğü mahallede, Volkan Reçber ve “Arap Emrah” olarak bilinen gruplar arasındaki çatışmada yaşamını yitirdi.

**

‘Borçlarını ödeyemeyenlerin evlerine çökülüyor’

30’lu yaşlardaki yanımızdaki diğer genç ise evlerine çökülen ailelerden söz ediyor. Kolluğun tali sorunlar yanında aktif uyuşturucu satışı yapana odaklanması gerektiğini söylüyor:

“Kaçak iddia çok fazla. Ödeyemeyenlerin evlerine çökülüyor. Bu arkadaşımızın başına geldi. Uyuşturucu dersen her yerde. Birkaç kardeşimizi aldılar, aslında ellerini ayaklarını çekmişlerdi. 20 yılla yargılanacaklarını duyunca, mecburen diyor ki, işte şunlarla yapmıştım. Kaç yıllık olayın sen neyini araştırıyorsun, bitmiş gitmiş, konu kapanmış zaten. Sen ona bakacağına, uyuşturucu satanı yakala.”

**

‘Tek yoksullukla ilgili değil bu artık toplumsal bir sorun’

Gazi mahallesinde “Gazi Eğitim ve Külltür Vakfı, Cemevi”nden bir yetkili ise tabloyu daha geniş bir çerçeveye yerleştirirken, sorunun yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağına dikkat çekiyor: “Burada ucuz uyarıcı, daha zengin semtlerde pahalısı var. O zaman mesele sadece ekonomiyle açıklanamaz.”

Fot: Filiz Gazi

“Öncelikle başlangıç noktası uyuşturucu. Çete, mafya, tefecilik derken komplike bir iş. Bir çocuğun müptela olana kadar geçen bir süre var: Çocuk okumuyor, işi gücü yok. Eve bin lirayla geliyor, sonra üç bin. Aile, para nerden geliyor diye sormuyor. Kapının önüne araba çekiyor, aile yine sorgulamıyor. Neyle, nasıl aldın? Ne zamanki belinde silah taşımaya başlıyor, o zaman bize geliyorlar. Tabi iş işten geçmiş. Her şeyi devlete atarak bu işten çekilmek olmaz.

Bu bela sadece Gazi’de yok. Göktürkler’de de var. (Kemerburgaz’da zengin bir muhit) Buradaki 500 liraya satıyor, orda daha pahalı başka bir uyarıcı satılıyor. Bunun sebebini sadece ekonomiyle açıklarsan yanlış bir yere çıkılır. Bu artık toplumsal bir sorun. Edep, erkan vardı. Bazı şeyler frenlenebiliyordu. Aile, sokak ve okul toplumu belirleyen ana akslardır. Aileler sıkıntılı, eğitim sıkıntılı, sokakların durumu ortada. Bir de gençleri, cezbeden uyarıcılar çok fazla.”

**

‘Rehabilitasyon merkezinin yerinde kalekol var’

Mahallede 40’lı yaşlardaki bir erkek, cezaevinden yeni çıktığını, geçmişte uyuşturucuyla mücadele amacıyla kurulan bir “merkezin” yıkılarak yerine kalekol yapıldığını anlatıyor:

“Siz gelmeden az evvel esnaf bir arkadaşımızın oğlu buradaydı. Kafası gitmişti. Artık ne almışsa, biz bilemeyiz. Paralara ulaştılar, bu saatten sonra laf geçiremezsiniz onlara. Burada Hasan Ferit Gedik rehabilitasyon merkezimiz vardı, orayı kalekol yaptılar. (Bahsedilen Hasan Ferit Gedik Uyuşturucu ile Savaş ve Kurtuluş Merkezi, devlet tipi bir rehabilitasyon merkezi değildi. Fiilen bu işlevi görüyordu. Belediye mülkiyetindeki bir alan boşaltıldıktan sonra mahalleli tarafından kullanıma açılmıştı. Belediye ve Emniyet, buranın “işgal” olduğu gerekçesiyle boşaltılmasını istedi. Operasyonların ardından yıkıldı ve yerine kalekol kuruldu. F.G.)

Ben orada çalışıyordum. Az ilerde yolun sonunda… Biz zamanında geceleri sokağa çıktık, araçlarının camlarını kırdık, içinden torbalar çıktı, onları yaktık. Burada çok şey yaşandı. Şu anda bunlardan dolayı 24- 49 yıl ceza alan var. Ben de yeni çıktım, 4- 5 ay oldu. Bir kısım arkadaş pes etti, yurtdışına gitti. Birbirini tanırdı burada insanlar, şimdi çok göç aldı. Herkes rahat paranın peşinde, burası İstanbul, fırsatlar şehri diye bakılıyor. Ama nasıl para kazanma? Birilerinin hayatı mahvedilerek. Çocuklar iki üç günlük ‘zengin’ oluyor, üç gün sonra öbürünü işe alıyor. Abileri, büyükleri burada değil keşke burada olsalar.”

Konuştuğum kişi son olarak “Burası zaten yozlaştırılmak isteniyordu. Sistem böyle” diyor.

**

‘10-15 genç bir araya gelip kendi aralarında çete oluşturuyor’

Mahallede konuştuğum bir esnaf ise adı sanı bilinen çetelere gelmeden birkaç çocuğun kendi aralarında çete oluşturduğunu anlatıyor:

“Eskiden uyuşturucu denildiği zaman insanlar korkardı. Şimdi sigara gibi uyuşturucu kullanıyor insanlar. İnsanlar da demeyeyim, 15- 20 yaş arası çocuklar, gençler. Öyle bir şey ki, 10- 15 genç birleştiği zaman çete yapıyor kendine. Alıp sattıklarını bu sokaklardan temin ediyorlar, her ilçe dükkanları olmuş gibi düşünün. Esenyurt, Sarıgöl, Zeytinburnu oralar daha kötüymüş. Bakıyorsun, deli dana gibi dolaşıyorlar.

Mafya dizileri de bunları özendirdi. Polat alemdarlar, Çukurlar falan… Her gün yenisi çıkıyor. 25 bin lira maaş alacağıma, böyle bir şey yaparım, para kazanırım diyor. Bunun sonu ya ölüm ya cezaevi.”

**

‘Konuşarak çözülemez artık, geçmiş olsun’

Konuştuğum başka bir mahalleli ise “İçlerinde arkadaşlarımızın kardeşleri, yeğenleri var. Konuşuyoruz ama nereye kadar konuşacaksın ki? En son finalde zaten cezaevindeler. Bir yıl cezaevinden çıktıktan sonra devam. Kimsenin iş yerinde çalışmıyorlar, böyle hayat kolaylarına geliyor,” diye anlatıyor.

Bir başka mahalle sakini ise “Burada esnaf da korkuyor ama sorun, söylemezler. Çocuk diyoruz ama elinde silah aldığı zaman, herkesi vurur,” sözlerini kullanıyor.

Fot: Filiz Gazi

Oturduğumuz mekânın sahibi ise “Burada at izi, it izine karışmış. Bakın arkanızda ne yazıyor? (Arkada karşı sokakta “Uyuşturucuya hayır” yazıyor. Söylendikten sonra görüyorum.) Konuşarak çözülemez artık, geçmiş olsun. Özgür Özel de her gün konuşuyor.”

Fot: Filiz Gazi

Mahallenin uzun yıllar muhtarlığını yapmış eski muhtarla karşılaşıyoruz. “Bıraktım,” diyor, “Kusura bakmayasın.” Yoluna devam edecekken, geri dönüp sözlerini tamamlıyor:

“Çete kim? Babası, annesi kim, kim destekliyor, büyütüyor? 40 yıl yaptım bu işi, ailelerimiz için de zor. Artık bıraktım.”

Bu bölüm biterken notum:

Gazi mahallesinde yaşananlar, artık istisna sayılmayan bir gerçeklik olarak kabullenilmiş durumda. Ortaklaşan duygu, kamusal çözüm beklentisinin yerine bireysel korunma refleksleri: Herkes kendi çocuğunu, kendi hanesini korumaya çekilmiş. İlerisi için iyimser bir söz duymadım. Çözüm için şu ana kadar somut bir adım, spesifik bir çalışma ya da düzenli bir destekle de karşılaşılmış değil.

Türkiye’de uyuşturucu kullanan gençlerin ve ailelerin başvurabileceği YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezleri), AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri), ÇEMATEM (Çocuk- Ergen AMATEM), Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM) gibi kamuya bağlı kurumlar mevcut. Ancak sahada görülen tablo, bu imkanların varlığının çoğu zaman yeterince bilinmediğini gösteriyor. Pek çok aile nereye, nasıl başvuracağını bilmiyor; bilenler için ise sınırlı tedavi süreleri ve istikrarlı bir izleme mekanizmasının eksikliği ciddi bir engel. Bu nedenle, erişilebilir görünen kamusal destek hatları pratikte çoğu zaman kullanılmıyor.

Üstelik siyasal alanın daraldığı, muhalif kalan son hatların da kuşatma altında olduğu bir dönemde, bu mahallelere çözüm odaklı sıra gelmeyeceği düşüncesi neredeyse ortak bir kanaate dönüşmüş; dahası, bu kanaat ne yazık somut bir gerçeklik.

Diğer taraftan, yazının girişinde bir yerde yazdığım gibi. Sanki görünmez bir mutabakat var: 34–35 bin nüfuslu Gazi Mahallesi, küresel ölçekte yoksullukla çevrelenmiş kent parçalarının ortak kaderini taşıyor. Dünyanın dışına itilmiş gibi, sanki dışarıda başka bir hayat yokmuş gibi ama tam da bu yüzden gerçeğin en çıplak haliyle durduğu bir yer.

Bu dosyanın devamında, klavyemdeki harflere basarken, meselenin bu tarafı da aklımda olduğu için ayrıca döneceğim.

*Hilmi Yavuz, Budalalığın Keşfi, (İstanbul: Timaş Yayınları, 2012), s. 183.

 

 

 

 

Close